Bektaşilikte İnanç Önderliği

Alevilik, Bektaşiliği de kapsamaktadır. Bu nedenle “Alevilik ve Bektaşilik” denildiği zaman, ayrı ayrı iki inanç varmış gibi algılanır.

 

Kur’an’ın Türk kavimleri tarafından benimsenen Ehl-i Beyt yorumunu; Anadolu’ya daha önce gelen Ebul Vefa, Baba Mansur ve Hacı Kureyş gibi inanç önderlerinin uyguladığı gibi uygulamıştır.

 

Bektaşilik; Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin Kur’an’ı ve İslâm’ı Anadolu koşullarına uygun bir biçimde yorumladığı ve benimsettiği bir inanç sistemidir. Bu inanç sistemi, yani Alevilik ve Bektaşilik,  Anadolu ve Balkanlar’da büyük bir hızla gelişmiş ve yandaş toplamıştır.

 

Bu gelişmeleri yakından izleyen II. Beyazıt, 1501 yılında Balım Sultan’ı, Hacı Bektaş Dergâhı’nın başına getirtmiştir. Dergâh’ın başına geçen Balım Sultan, zamanın koşullarını dikkate alarak, uygulamalar ile ilgili bazı düzenlemelere gitmiştir. Bu düzenlemeler; özellikle, bu inancı yeni benimseyenlerin, kolaylıkla anlayacağı ve uygulayabileceği bir hale getirilmiştir. Bu erkân kaide ve kuralları benimseyerek, bu inanca bağlananlara, Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin “Bektaş, yani begdaş, beylerin arkadaşı, beylerin yoldaşı” lâkabından esinlenerek, “Bektaşi” adı verilmiştir.

 

Bektaşilikte de El-Ele, El-Hakk’a prensibi vardır. Liyakat usulüne göre, seçilmiş olan inanç önderlerinden bazıları, Hacı Bektaş Veli Dergâhından “icazet” alırlar. Bazıları da Sersem Ali Baba ile başlayan, Dede-babalık sisteminin içersinde yer alırlar. Her iki sistemde de El-Ele, El-Hakk’a  bağlılığı vardır.

 

(Önemli bir ayrıntı: Bektaşilikte dereceler sistemi vardır.)

Alevi-Bektaşi inancında; Hakk, Muhammed, Ali yoluna girmek.. Gerçek mümin olabilmek için, Hz. Muhammed’in soyundan veya bu soydan el almış, gerçek bir Mürşid’e tam teslimiyetle bağlanmak gereği vardır.

 

Kur’an’da: Onlar, aralarında çıkan karmaşık işlerde seni hakem yapıp verdiğin hükümlerle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaşmadıkça, iman etmiş olmazlar” buyuruyor.[1]

 

Şu Kur’an ayetinde der: “Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salavât getirirler. Ey müminler! Siz de Ona salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin” deniyor.  [2]

Bu ayetler, teslimiyeti anlatırlar ki, burada hem Hazreti Muhammed’i övmek, yani elçiliğini ve yüceliğini kabullenmek, hem de ona ve onun soyuna hiç tereddütsüz teslim olmak söz konusudur.

 

 

Bektaşilikte gerçek evlat, bel oğlu değil, yol oğludur. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli, “belimden gelen değil, yolumdan gelen evladımdır” buyurmuştur. Bundan dolayıdır ki, bir mürşit huzurunda ikrar vererek teslim olan bir kimse, o mürşidin evladı sayılır.

 

Yine Kur’an da: Nuh Peygamber, Rabbine dua edip dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vadin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin.” [3]

 

Yüce Allah buyurdu ki: “Ey Nuh! O, asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım.” [4]

 

Görüldüğü gibi, Cenab-ı Allah, babasının izinden gitmediği için Nuh’un oğlunu, onun evladı olarak kabul etmiyor. Bundan dolayıdır ki, Hacı Bektaş Veli Hazretleri, yol oğlunun, bel oğlundan daha önemli olduğunu bildirmiştir. Buraya kadar yapılan açıklamalar sonunda, Aleviliği bu iki grup altında inceleyebiliriz.

 

I. Soydan gelenler: Bunlara Nesebi Alevi veya bel oğlu denir.

II. Soy dışından gelenler: Bunlara da Nasibi Alevi denir. Yani ikrar vererek, Hakk-Muhammed-Ali yoluna bağlananlardır ki, bunlara da yol oğlu denmektedir.

 

Şunu da belirtmek gerekir ki, henüz ikrar verip “Nasibi Alevi veya Bektaşi” olmayan kimseler de, Tevellâ ve Teberra hükümleri doğrultusunda hareket ediyorlarsa, ayrıca  Kur’an’da: De ki: “Ben bu tebliğime karşılık sizden, Ehl-i Beyt’imi sevmeniz dışında bir şey istemiyorum.”[5] Ayeti gereğince, Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ini, muhabbetle severlerse; Alevi-Bektaşi sayılırlar.

 

Tevella: Allah, Hazret-i Muhammed ve Ehl-i Beyti’in dostlarıyla dost olmaktır. Yani, Allah, Muhammed ve Ehl-i Beyt’i sevenleri sevmektir.

 

Teberra: Allah, Hazret-i Muhammed ve Ehl-i Beyti’ni sevmeyenlerden uzak durmaktır. Yani Hazret-i Muhammed’i ve Ehl-i Beyti’ni sevmeyenleri sevmemektir. Biraz daha açacak olursak; bu iki farz, insanın yaşamında çizgisini belirlemesi ve münafıklık hastalığından kurtulması, anlamına gelmektedir. Cenab-ı Allah Kur’an’da: “Ey iman edenler! Hem bana hem de size düşman olanları dost edinmeyin. Onlara karşı sevgi taşıyorsunuz; oysa onlar size gelen hakkı inkâr ediyorlar” diyor. [6]

 

Nesebi Alevi (Bel oğlu) ile Nasibi (Yol oğlu) Aleviliği, aşağıdaki gibi açıklayabiliriz:

1. Nesebi Alevi ; (Bel oğlu veya soydan gelenler). Bunlar da ikiye ayrılırlar:

a) Hazreti Ali’nin eşi ve Hz. Peygamber’in kızı Hazreti Fatıma’tüz Zehra’dan gelenler. Bunlara Evlâd-ı Resûl denilmektedir.

 

b) Hazreti Ali’nin Hz. Fatıma’tüz Zehra dışında kalan diğer eşlerinden doğan çocuklarından, devam eden soya da  büyük dedeleri Haşim’in adından dolayı Haşimiler adı verilmektedir.

 

2.  Evlad-ı Resul olan Nesebi (soydan gelen) Aleviler, kendi aralarında tekrar ikiye ayrılmaktadır.

 

a) Hazreti İmam Hasan’dan gelenlere “Şerifler” (Şerefli Soy) adı verilmektedir. Bu soy, genellikle Zeydiye Mezhebine bağlıdır.

 

b) Hazreti Hüseyin’den gelenlere ise Seyyidler (Efendiler) denilmektedir. Alevi grubu içinde en çok olan Seyyidlerdir. Seyyidler’de geldikleri imamların adlarını almaktadırlar.

 

3. Hazreti Ali’nin, Hazreti Fatıma’tüz Zehra dışındaki eşlerinden doğan çocukları da kendi aralarında iki gruba ayrılırlar.

 

a) Hacegân Grubu: Muhammed Hanefi’den gelenlerdir ki, bunlara Hacegân (Engin ilme sahip) denilmektedir. Bu soyun içinde en çok bilinen, Türkistan Piri Hace Ahmed Yesevi’dir. Bu soy, genellikle Muhammed Hanefi’nin adına kurulan Hanefiye veya diğer adı ile Keysaniye mezhebine bağlıdır.

 

b) Evlâdan Grubu: Hazreti Ali’nin, İmam Hasan ve İmam Hüseyin ile Muhammed Hanefi dışında kalan çocuklarından gelen soya verilen addır. Bu grup içinde en çok bilineni, Kerbelâ’da türbesi bulunan Celâl Abbas Hazretleridir.

 

Alevi-Bektaşi inancında teslimiyet göstererek, kendi iradesiyle Hakk, Muhammed, Ali yoluna giren bir kimse, doğru ve aydınlık yolu seçmiş, gerçek bir İslam’dır, diğer bir deyişle yol oğludur. Bundan dolayıdır ki, Mürşitler, nasip verdikleri taliplere, yani yol oğullarına “evladım” derler. Mürşit, yol atasıdır, muhip, yol oğludur. Mürşit’in eşi, annedir, kızı, kız kardeş ve tüm kadın akrabaları, talibe anne ve bacı sayılırlar.

 

Bektaşiler arasında da ocaklar ve sürekler mevcuttur ve bunlar sırasıyla şöyledir:

1. Hacı Bektaşi Veli’nin soyundan geldiğine inanılan Çelebiler, yani Dedeğan Kolu ocakzadeler.

2. Yine Hacı Bektaş Veli’nin soyundan geldiğine inanılan Güvençler’e bağlı ocakzadeler.

3. Balım Sultan’a Bağlı Babagan kolu Bektaşiler.

 

1. Dedegan Kolu Bektaşiler: Dedegan Kolu veya Çelebi Kolu olarak bilinen ocak mensuplarında, veraset vardır. Yani bu kimseler, kendilerini Hacı Bektaş Veli’nin varisi olarak görürler. Bundan dolaydır ki, Çelebilik, babadan oğula geçer.

 

2. Güvençler: Güvençler kolu olarak bilinen bu ocak mensupları da kendilerini Hacı bektaş Veli soyundan kabul ettikleri için,  bunlarda da veraset vardır. Her ikisinde de soy takip edilir.

 

3. Babagan Bektaşilik: Balım Sultan’dan el (nasip) almış olan Sersem Ali Baba’nın Kalenderi İsyanından sonra, Hacı Bektaş Dergâhı’nın başına geçip, “Dede-baba” olarak oturması ile başlar.

 

Sersem Ali Baba, Kanunî Sultan Süleyman’ın zevcelerinden Mâh-ı Devrân Sultan’ın ağabeyidir ve esas ismi Server Paşadır. Server Paşa, Kanûni’nin Sadrazamlığına kadar yükselmiştir. Enderûn’da yetişmiş bir devşirme olan Server Paşa, acemi oğlanlığı esnasında, Bektaşi tarikatına intisap etmiştir. Balım Sultan’dan el alan Server Paşa, Balım Sultan’ın kardeşi Kalender Çelebi’nin başlattığı ayaklanmadan sonra, görevden alınmış ve Hacı Bektaş Dergâhı’nın başına getirilmiştir. Bu isyan 1527 yılında sona erdiğine göre, Sersem Ali Dede-baba, 1523-27 yılları arasında dede-baba olmuştur. Diğer bir söylentiye göre 1542 yılında dergâhın başına getirilmiştir.

 

Balım Sultan ve onun ardılı (halifesi) olan Sersem Ali Baba’nın başlattığı Dede-babalık sistemine bağlı bulunan Babagan Bektaşiler, Çelebileri  veliaht olarak görmezler. Doğrudan doğruya Hacı Bektaş Veli’yi “Manevi Pir” kabul ederler. Balım Sultan’ı kutsarlar ve Balım Sultan erkânı yürütürler. Bu yolda sadece el alma, yani ikrar vardır, musahiplik yoktur.



[1] Nisa Suresi, 65

[2] Ahzap Suresi, 56)

[3] Hud Suresi, 45

[4] Hud Suresi, 46

[5] Şûrâ Suresi, 23

[6] Mümtehine, 1

BABAGAN KOLUNDAKİ HİYERARŞİK SİSTEM

 

1. Dede-Baba  : Pir Hünkâr Hacı bektaş Veli’yi temsil eder.

2. Halife Baba : Dede-Baba’nın bölgesel yardımcısıdır.

3. Baba            :            Halife Baba’ya bağlı olarak cem evlerinde cem-cemaat yapar.

4. Derviş                : Baba adayıdır ve aynı zamanda cem evinde kendisine     verilen hizmetleri yapan kimsedir.

5. Muhip       :          Bu kimselere talip de denir. Kurban kesip, Hakk, Muhammed, Ali yoluna intisap eden, yani ikrar vererek, nasip alan kimsedir.

Derviş  : Muhip olarak bu yola giren kimse, kendisine verilen görevleri hakkıyla yapar ve çok çalışır, günü gelince Halife Baba tarafından bir Ayn-i cem töreni ile kendisine “dervişlik” verilir ve derviş kisvesi giydirilir.

 

Baba: Derviş olarak çok çalışır, göze girer, bir gün bir babaya gereksinim duyulduğu zaman, dervişler içersinden en yetenekli olana, bir Ayin-i cem töreni ile Dede-Baba tarafından “babalık” verilir ve posta oturtulur.

 

Halife Baba: Bir Halife Baba’ya gereksinim duyulduğu vakit, babalar içerisinden en yetenekli olan baba, Dede Baba tarafından bir Ayin-i cem töreni ile  “Halife Baba” olarak posta oturtulur.

 

Dede-Baba: Dede Baba’nın Hakk’a yürümesi halinde, halife babalar arasında bir seçim yapılır. Örneğin: Dede Baba’ya bağlı halifeler, bir araya gelirler, kapılar kapanır, dışarıyla tüm irtibat kesilir. Seçim başlar. En yüksek oyu alan Halife Baba, bir Ayin-i Cem töreninde “Dede-Baba” makamına (postuna) oturur.

 

Görüldüğü gibi, burada da El-Ele, El Hakk’a sistemi ile yani Hacı Bektaş Veli’nin aracılığıyla Hz. Peygamber soyuna bağlılık vardır.

Aşağıda sırasıyla vermeye çalıştığım Bektaşi Sürekleri de yine silsile yoluyla Hz. Peygamber ve onun soyundan gelenlere bağlı sayılırlar.

 

1. Kızıl Deli’ye bağlı Bektaşiler: Yunanistan’ın Dimetoka kasabasında bulunan Kızıldeli (Seyyid Ali) Sultana manevi bağlılıklarını sürdüren bu inanç mensupları, Balım Sultan erkânı yürütmelerine rağmen, Babagan Bektaşilerden farklıdırlar. Örneğin Babagan Bektaşilerde musahiplik yoktur. Kızıldeli’ye bağlı Bektaşilerde, musahiplik vardır.

 

2. Süceaddin Veli ve Otman Baba’ya bağlı Babai Kolu Bektaşiler: Türkler, özellikle Türkmenler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra; Hazret-i Muhammed ve onun soyunu, daha doğrusu Hazret-i Ali taraftarlığını kabul ettikleri için bu topluluğa “Alevi” denildi. Ebul Vefa, Anadolu’ya geldiği zaman, Aleviliği ilk olarak “Vefailiğe dönüştürerek, bir misyon oluşturmuştur.  Ebul Vefa’nın kısa bir zaman sonra Hakk’a yürmesi üzerine, Garkın Dede, Vefailiğin başına geçmiş, Garkın Dede’nin Hakk’a yürümesinden sonra da Amasya’daki Mesudiye Dergâhı’nın başında bulunan Baba İlyas Horasanî,  Vefailiğin başına geçmiş ve Vefailiği, Babailiğe çevirmiştir. Babailer, bugün Eskişehir yakınlarında bulunan Süceaddin Veli ve Bulgaristan’ın Haskova yakınlarında bulunan Otman Baba’ya bağlıdırlar ve bu iki veliyi kutsamaktadırlar. Şüdaaddin Veli ve Otman Baba, İmam Rıza soyundan geldikleri için bu iki ocağa bağlı babalar da liyakat usulüne göre ve halk tarafından seçilirler, ayrıca inanç önderi olabilmeleri için bağlı bulundukları ocağın başındaki Mürşit tarafından da kabul edilmeleri gerekir. Böylece “Evladı Resul”e bağlanmış sayılırlar.

 

3. Bedreddin’i Bektaşiler: Trakya’da özellikle Kırklareli, Lüleburgaz ve köylerinde bulunan Amucaların bir kısmı,  kendilerini Bedreddin’i kabul ederler. Buna rağmen bugün bu kimseler, İbrahim Gülşani’nin kurmuş olduğu Gülşani Tarikatına bağlıdırlar. Ancak bugün pek çoğu Babagan Bektaşiliği benimsermişlerdir.

 

4. Ali Koçlu Bektaşiler: Bulgaristan’ın Gerlova bölgesinde Bulunan Ali Koç Baba’yı kutsarlar. Bu inanç mensupları, bu bölgede bulunan Alvanlar, Küçükler ve Veletler köylerinde yaşarlar. Bu saydığım köylerde yaşayan Ali Koçlular, zaman zaman Türkiye’ye göçmüşler, genellikle başta Çorlu olmak üzere Trakya’nın pek çok yerine yayılmışlardır. Bunlarda da veraset vardır, yani deldik, babadan oğula geçer ve musahiplidirler.

 

5. Seyit Battal Gazi Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu dergâhı kutsayan kimseler, genellikle Eskişehir, Kütahya ve Isparta yöresinde bulunurlar.

 

6. Hüseyin Gazi Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağı kutsayan topluluklar, genellikle, Ankara, Eskişehir, Bilecik ve Kütahya yöresinde bulunurlar.

 

7. Abdal Musa Ocağına bağlı Bektaşiler: Abdal Musa’yı kutsayan bu kimseler, Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Tekke Köyü ve o yörede bulunan 5- 6 köyde bulunurlar. Bugün Tekke Köyünde bulunan babalar, her ne kadar Abdal Musa’nın yolunu sürüyor görünseler de Babağan Bektaşiliği benimsemiş durumdadırlar.

 

8. Veli Baba Sultan Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu kimseler, Isparta-Senirkent-Uluğbey’de bulunan Veli Baba Sultanı kutsarlar. Genellikle Isparta, Senirken, Afyon Sandıklı ve yakınlarında bulunurlar.

 

9. Pir Ahmet Beşeri Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağı kutsayan kimseler, genellikle, Eskişehir ve Ege bölgesinde bulunurlar.

 

10. Öksüz Ali Baba Sultan Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağı kutsayan kimseler, genellikle, Eskişehir, Bozüyük yöresinde bulunurlar.

 

11. Koçu Baba Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağa bağlı kimseler de genellikle Eskişehir yöresinde bulunmaktadır.

 

12. Köse Süleyman Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağı kutsayan kimseler, genellikle Balıkesir, Menemen, Gaziantep ve Giresun bölgesinde yaşarlar. Çepniler olarak bilinirler. Köse Süleyman, Hacı Bektaş’tan el almış ve bugün onun soyundan gelen dedeler, Çepniler üzerinde deldik yapıyorlar. Musahiplik en başta gelen inançlarındandır.

 

13. Hacı Emililer ve Yanyatırlar (Tahtacı) Bektaşlier: Tahtacıların merkezi Narlıdere olmasına rağmen, çok geniş bir alana yayılmışlardır.

 

14. Karayağmur Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağa bağlı bulunan kimseler, Finike Kâfi Baba köyünde bulunurlar ve Kâfi Baba’yı kutsarlar.

 

Buraya kadar açıklama imkânı bulduğum bu Bektaşi Sürekleri, benim tespit edebildiklerimdir. Bunların dışında da pek çok ocak ve süreklerin mevcut olduğu bilinmektedir.

 

Bu özet bilgilerden de anlaşılacağı gibi, Bektaşilik, daha önce de söylediğim gibi, sadece dede-babalık sistemine bağlı bir kurum olmayıp, Hacı Bektaş Dergâhı’ndan el almış (icazet) ve Hacı Bektaş felsefesini benimsemiş olan ocak veya süreklerdir.

 

Hakkı Saygı - Bektaşi Babası

 

CEM VAKFI ALEVİ İSLAM DİN HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI KİTAPÇIĞI( ALEVİLİKTE İNANÇ ÖNDERLİĞİ)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !