Cemevi

 

Kuran‘da ibadethane olarak secde edilen yer anlamına gelen, “mescit” sözcüğü geçer, cami ve cemevi  olarak geçmez. İlk mescid Hz. Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicretinde kurulmuştur.  Medine girişinde konakladığı KUBA köyünde yapılmıştır. Peygamberimiz Hz. Muhammed Medine’de “tef” çalınarak karşılanır ve devesini serbest bırakır, deve iki yetim çocuğa ait olan bir yere konaklar. Bu yere ”Peygamber Mescidi”  yapılır. Daha önce Peygamberimiz ibadetlerini evinde veya Ashab-ı Kiram’dan olan Erkan Bin Ebu’l Erkan’ın evinde yapardı.  (İslam Ansiklopedisi “mescit” bölümüne bak.)

“Medine’ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina ettiği, Peygamber mescidi:  -Mescid-i Resul, Mescd-i Şerif, Mescid-i Saadet ve en çok bilinen ismiyle “Mescid-i Nebevi” adlarıyla anılmıştır.  Mescid-i Haram ve mescid-i Aksa’dan sonra yeryüzünde ki mescitlerinin en faziletlisidir. Bu mescite bitişik olarak,  gündüzleri  bir eğitim öğretim yeri, geceleri ise, evsiz kimseler ve misafirlerin barınması için “Suffa” denilen üzeri kapalı bir bölüm eklenmişti. İşte burada Hz. Muhammed dersler veriyordu. Yeni gelen insanlara okuma yazma bile öğretiliyordu, buranın ihtiyaçları da sahabelerce

karşılanıyordu”.[1]

 

“İslam’da ilk üniversite diyebileceğimiz bu okul sayısız alim yetiştirmiştir.

 

“Medine’de inşa edilen bu mescit aynı zamanda, kurulan devlete ait bütün faaliyetlerin yürütüldüğü merkez niteliğinde idi. Hz. Muhammed, ashabıyla sohbet ediyor savaş ve barış kararları orada alınıyordu elçileri orada kabul ediyordu. Savaşa çıkacak orduları orada techiz ederek yola çıkarır, topluma ait bütün meseleler orada çözüme kavuşturulurdu”. [2]

 

“Medine de bir evi ve ailesi olmayan fakir kimseler de Suffa’da yatıp kalkıyor, ihtiyaçları buradan sağlanıyordu.”[3]

 

İşte ilk mescit ve içinde yapılan görevler.

Buradan yola çıkarak;  Kırklar ceminden günümüze kadar Alevilerin ibadet ettiği yere secde edilen yer ve toplanma anlamında “cemevi” denir. Cem evi; Alevi İslam inancının ibadet yeridir. Geçmişte de tekke, zaviye, dergah olarak adlandırılmıştır. Farsça’da, dayanma anlamına gelen tekke (tekye) sözcüğü İslam’da  inançsal etkinliklerin yürütüldüğü yapıyı anlatmak için kullanılır. Tekke insanlığın mabedidir, gönül gözünün aydınlandığı, kalp gözüyle görmeye başlanılan yerdir.

Tarihimize baktığımız da; Ahmet Yesevi Dergahın da, Hacı Bektaş dergahın da  ve 1207 tarihinde yapılan Seyit Gazi Dergahın da “Kırklar Meydanı” veya “Meydan Evi”  olarak anılan  “Cemevi” ni göreceğiz. Bu dergahlara “Cami” sonradan eklenmiştir. Ahmet Yesevi Dergahında halen cami yoktur. Hacı Bektaş Dergahına “Cami” 1836 yılında 2. Mahmut döneminde, Seyit Gazi Dergahına 1517 yılında yaptırılmıştır.

Bu mabetlerde değişik isimlerle anılmıştır; Mevlevilikte “huzur” ya da “huzur-ı pir” Alevilik’de “pir evi” yada “pir makamı” olarak adlandırılmıştır. Mutasavvufçularca ilk tekke, sufi adı ile anılan ilk kişi olan Ebu Haşim El-Kufi (ölüm 767) tarafından Şam yakınlarında Remle’de kuruldu ve İslam dünyasının her tarafına hızla yayıldı. 12. Yüzyılda Türkistan’da yetişen Ahmet Yesevi Hazretleri en büyük tekkeyi kurarak “Pir-i Türkistan” adı ile ünlenmiş oradan da küçük Asya dediğimiz Anadolu’ya Hacı Bektaş Veli tarafından taşınmış, Sulucakarahöyük’te büyük bir dergah kurarak gönüller fethetmeye başlamıştır. Burada doğan ışık Balkanlara, Budapeşte’ye kadar gitmiş ve gönüller fethedilmiştir. Bu dergahlardan yetişen dervişler dünyanın belirli yörelerine yayılarak irşatlarını sürdürmüşlerdir. Bu tekkelerde yetişen Yunus Emre, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, Sarı Saltık ve daha nicelerinin isimleri günümüze kadar gelmiş, gönlümüzde de yaşayıp irşatlarını devam ettirmektedirler.

Türkiye’de II. Meşrutiyetin ilanından (1908) sonra yapılan bir sayıma göre sadece İstanbul’da 311 tekke vardı. Ülkemizde tekkeler kullanım amaçlarının dışına taşındığı için 30 Kasım 1925 tarihinde, 677 sayılı yasa ile kapatılmış, tekke ve zaviyeler kapatılıp yasaklanınca o kelimeler kullanılmamıştır. İbadet yerlerimize “Cemevi” denilmiştir. Cem, birliğin ve beraberliğin adıdır. Cemin yapıldığı Cemevi ise; “sadece ibadet amaçlı kullanılmamış, geçmişin mescitin işlevini yerine getirmiş ve getirmeye de devam etmektedir”. Aynen mescit gibi çok amaçlı olarak kullanılmaktadır. "Cemevi barış, özgürlük, eşitlik, ibadet,sevgi, yargı ve karar yeri, hizmet ve sohbet, dirlik ve birliğin korunup sergilendiği, ikrar ve iman, edeb ve erkan, tevella ve teberra, güvenin ve sevenin toplandığı, Hakk'a temanna ve Hakk'ın tecelli yeridir. (Tecelliyat nedir? Tecelli, tecalla; Varlık aleminde Tanrısal güzellik ve oluşların açığa çıkması ve sergilenmesi demektir. Yaratı'cının yaratılmışlar aleminde ki yansımasıdır. Tecelli sonsuzdur.) Cem evleri, salt tapınma maksadıyla kullanılmamış ve kullanılmamaktadır. Alevi topluluğunun tapınma dışında toplumsal, bireysel sorunlarının çözüme kavuşturulduğu bir meclis işlevi de görmüş ve görmektedir. Cem evleri yeri gelmiş sohbet muhabbet ocağı olmuş, yeri gelmiş eğitim-öğretim yuvası olmuş, yeri gelmiş yoksullara aş evi olmuş, yeri gelmiş dostluk, kardeşlik, birlik, dirlik evi olmuş ve olmaya da devam edecektir.[4]

Cem Evi:

·         İbadethanedir. Edeb- erkân meydanıdır.

·         Sorgu- sual ve karar yeri olarak dar meydanıdır.

·         Semah yeri olarak “kırklar” meydanıdır.

·         ikrar yeri olarak er- bacı meydanıdır.

Müsahibliğin kabul ve onay yeri olarak birlik   meydanıdır.

·         Ortak kararların alındığı meclis mekanıdır.

·         Pirin isteklerini tebliğ ettiği ferman yeridir.

·         Tasavvuf eğitiminin yapıldığı okuldur.

·         Dualı lokmaların yenildiği aş evidir.

·         Dertlere derman aranılan, derman meydanıdır.

·         Yer bulduğu mekan olarak sevgi meydanıdır.

Yola uymayanların alınmadığı seçkinler meydanıdır.

·         Hizmetlerin ortak yapıldığı, himmet yeridir.

·         Eline-Diline-Beline Sahip olanların, güven yeridir.

·         Hakk'a ve Halka sığınma yeridir.

·         "Ölmezden evvel ölmenin" yeridir.

·         Yeniden doğum yeridir.

Mevki ve makam ayrılığı olmayan eşitlik   meydanıdır.

·         Herkesin lokmaları ile katıldığı kara kazan yeridir.

·         İrfan meclisidir.

·         Talkının yapıldığı, berzah alemidir.

"Dört kitap ve kırk makamın anlamı Elif'dedir" diyenler için insanlık mekanıdı
Gerçekler meydanıdır. Bu meydanda da yalnızca “gerçeğe Hû” vardır.

Cemevi, yaşamı ibadet olanların temiz vicdanlarını karşılıklı ilişkiye açtıkları toplumsal bir ortamdır. Kutsal olan cemdir, semahtır,niyazdır. Kısacası aşktır. Cem evi, ibadet yerine gidip oturarak rahatlanan yer değildir, aksine ilke olarak vicdanı rahat olanların, bu rahat vicdanlarıyla gidebileceği, Ceme katılabileceği, tevhid yapabileceği, semah dönülebileceği bir yerdir. Çünkü; "Aleviliğin aslı doğruluk, kemâlı dostluk ve cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgidir."

İnancı insan merkezlidir, her şey onun mutluluğu, güvenliği ve güzelliği içindir. Bu değerlere sahip olan kişi, değer ürettiğinden ibadet yapıyor olacaktır. "Bu değerler Hz. Peygamberin mescidinde de vardı. O mescitte sorunlar çözülüyordu, askeri karargah olarak kararlar alınıyordu, yoksullar barınıyordu ve hatta sportif faaliyetler geçekleştiriliyordu."[5]

Demek oluyorki, mescidin gerçek değerlerini taşıyan bugün cem evleridir. Hz. Peygamber efendimizde; "Yeryüzü benim mabedimdir," diye buyurarak her yerin ibadet mekanı olması gerektiğinin altını çizmektedir. Tanrı'yı konuk etmek veya onunla birlik olmak için mabede ihtiyaç yoktur. Çünkü, “Tanrı mekandan münezzehtir” ve Adem’i yaratmakla da kendisine en güzel mekanı yaratmıştır. O mekanın mirarı da bizzat kendisidir. Hakk aşığı ne güzel söylemiş:

Daha Allah ile cihan yok iken

Biz onu var edip ilan eyledik

Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken

Hanemize alıp mihman eyledik,

Harabi

 

Demek oluyor ki; Kutsal olan ibadettir, Tanrı ile birlikteliktir, yani Tevhid dir. Mabedi kutsallaştırmamak lazımdır. Yeryüzünde ki bütün canlı, cansız varlıklar Allah’ı tesbih etmektedirler. Bir ayette; “Görmedin mi, göklerde olan herkes (herşey) ve yerde bulunan herkes (her şey) güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların bir çoğu hakikaten Allah’a secde ediyorlar…..”[6]

Başka bir ayette de; Yedi gökle yer ve bunların içinde bulunanlar (melekler, cinler, insan) onu tesbih (ve tenzih) eder (ler)  hiç bir şey hariç değil, hepsi ona hamd ile tesbih eder. Fakat siz, onların tesbihini iyi anlamazsınız. O, hakikaten halimdir, gerçekten yargılayıcıdır.”[7]

Bu ayetlere göre Cenab-ı Hakkı yalnız canlı ve şuurlu gördüğümüz mahlukların değil, şuursuz tanıdığımız  hayvanların, güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların ve hatta  hayat eserinden mahrum olduklarını sandığımız cemadların bile tesbih ve tenzih etmekte oldukları anlaşılmaktadır.[8]

Bu ayetleri örnek vererek sormak isterim: Bütün varlıklar Allah’ı tesbih ettiklerine göre, canlı cansız varlıkları bir mabede nasıl sığdıracaksınız? Onun için yeryüzünü mabet edinmek lazımdır… Kutsal olan mabet değil, içinde ki varlıktır, eylemdir…

Hz. Mevlana da der ki: "Ahmaklar! Secde edilen mescide hürmet gösterirken, secde edenin kalbini kırmaya çalışırsın. Gerçekteyse ey aptallar! O mecaz, bu hakikat’dır. Asıl mescit, ariflerin gönül evidir. Velilerin gönlü, temiz kişilerin secde ettiği bir mescittir."[9]

Hz. Mevlana’nın da belirttiği gibi içinde yapılanları görmezden gelip, sadece beton yığınlarına kutsallık verirsek terör yuvalarına dönüştürülen mabetleri nasıl açıklayacağız. Kutsallık verirsek Hz. Peygamberimizin “DIRAR” mescidini yıktırdığını nasıl ifade edeceğiz. Kur’an buyurur ki; “Bir de şunlar var: Tutup bir mescit yapmışlardır: Zarar vermek için, nankörlük için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve Resulüyle savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için. “İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz” diye gerile gerile yemin de edecekler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.[10]

Başka bir ayette de; “Böyle bir mescitte sakın namaza durma. Daha ilk gününde takva üzerine kurulan bir mescit, içinde namaz kılman için çok daha uygundur. Temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır o mescitte. Allah temizlenenleri sever,[11] ve bu mescit Hz. Peygamber efendimizin emriyle yıkılmıştır. Kutsallık kullanılış amacına bağlıdır ve kutsal olanda ibadettir. Evlerimizi de ibadet mekanlarına çevirmemizi Cenab-ı Allah istiyor; “Musa ve kardeşine vahyettik; kavminiz için kendilerini yerleştirmek üzere evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın/ Karşılıklı yapın ve ibadet edin. İnananlara müjde ver.”[12]

Hz. İmam Ali’de buyurur ki; “İnsanlara bir zaman gelip çatar ki o zamanda Kuran’dan ancak eser ve yazı, İslam’dan da isim kalır. o gün insanların mescitleri mamurdur yapı bakımından; haraptır hidayete mahal olmak bakımından. O gün mescitlerde oturanlar, onları yapanlar, yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan çıkar, suç ve hata onlara sığınır. Kim o fitneye girmemek isterse sürüp götürürler, kim geri kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah buyurur ki: Zatıma and olsun ki ben, o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki bilim sahibi bile şaşırır kalır ve o fitneye dalar. Biz Allah’ın bağışlamasını, gafletle ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz.”[13İşte ibadet mekanı olan  cem evlerinin de belirtildiği gibi kötü insanlardan ayıklanması gerekir, bunun  için de:

- Nefsi için eşini boşayanlar,

- Dedikodu edenler,

- Yalancı şahitlik yapanlar,

- Adam öldürenler, can incitenler,

- Haram kazanç sağlayıp kul hakkı yiyenler,

-Eline, diline, beline sahip olmayanlar,

-Komşu hakkı, ata hakkı bilmeyenler,

-Verdiği ikrardan dönenler,kısaca yaramaz fiiller içerisinde olanlar ceme alınmayarak, zararlı insanlardan  arındırılmış olur.

Demek ki kutsallık, seçkin insanlarla riyasız olarak yapılan ibadete bağlıdır. Kuran’da buyurur ki; “Her ümmet için biz, bir ibadet şekli / bir ibadet yeri belirledik, onlar, onu izlerler. Artık bu iş konusunda seninle çekişmesinler….[14]

Cemevleri, İbadet meydanıdır. Kırklar meclisinde olduğu gibi er, bacı meydanıdır, kadınların katılıp görev alabildiği ve can birliğinin olduğu sevgi ve birlik meydanıdır. “Doğuda, batıda Allah’ındır. Ne yana dönerseniz Allah’ın cemalinin görüldüğü[15] meydandır. Cemevinde yön aranmaz. Zira "Hakk’ın evveli, ahırı, altı, üstü, sağı, solu yoktur." Cemevleri; "Konuşan Kur'an meydanıdır. Orada; "Aç çeşmini kendi özüne bak. / Hakk sende sun'unu ikmal eyledi. / Şayet sen Hakk ben kul olsam/ ikilik girer araya," kavlince cemal cemale kıble olmak vardır. Evet kıble tertip için, düzen için gereklidir, ibadet etmek için kıbleye yönelmenin mantığı yoktur. Ancak; topluluk halinde yapılan ibadetin kuralları ve şekli olmalıdır, Cemevine "Edeb- erkan" üzere gelinir. Temiz giysiler giyilir ve bedeni temizliği yapılarak, Seyir için değil, Hakk için gelinir.

Muhiddin-i Arabi; "Alınan nefes sayısı kadar Allah'a giden yol vardır." Yine; "Ne yana dönerseniz, Allah'a giden yol bulursunuz" diyor ve devam ediyor; "Cümle kullarını taklitten, gösterişten öteye geçmeyen itikattan saklaya, bu gibi şeylere bağlı kalmaktan koruya"der.

ALİ RIZA UĞURLU
DEDE

AŞK-I MAHABBET 4.BASKI

[1] Hac suresi 18

[1] İsra suresi 44

[1] Hasan Basri Çantay, Kuran’ı Hakim ve Meali Kerim, Elif Ofset, İsra suresi 44

[1] Mevlana, Mesnevi, 2/31, 39, 41

[1] Tevbe suresi, ayet

[1] Tevbe suresi,ayet 108

[1] Yunus suresi, ayet  87

[1] Hz. Ali, Nehc’ül Belaga, S. 410, A. Baki Gölpınarlı, DER Yay.

[1] Hac suresi, ayet 67

[1] Bakara suresi, ayet 115

Yorum Yaz