Dört Kapı Kırk Makam - Marifet

 

MARİFET KAPISI

Adem oğlunun “edep”ten nasibi yok ise insan değildir. Adem oğlu ile hayvan arasındaki fark budur. Şems-i Tebrizi’den nakledilir ki; “Ey Ademoğlu gözünü aç ve gör Allah-ü Teala’nın kelamının manası olmasıdır.

1-) Eline – Beline – Diline Sahip Olmak: Eline sahip ol; o eli harama uzatma, hırsızlık yapma, sana aitolmayan şeylere el uzatma, elini suç işlemekten ve kan dökmekten uzaklaştırıp güzellikleri yaratma haline dönüştür.

Diline sahip ol; yalan söyleme insanları birbirine düşürecek kov ve gıybette bulunma.

Beline sahip ol; zina yapma, helalinden gayrisine şehvet gözüyle bakma.

2-) Korkmak: Talip Allah’a yakınlaşmaya çalışırken ulaştığı marifet aşamasından düşme endişesini taşıması durumudur, aksi taktirde Tanrı’ya korkuyla değil sevgiyle varılır. Korku her an (nefsin) o makama ulaşmış kişiyi bir hataya sevk edebilir endişesidir. Talibin arzuladığı didarı (Hakk’ın Cemali) görmekten mahrum kalma korkusudur. Korku; yanlış algılamayla birlikte el afetleri, dil afetleri ve bel afetleri ile meydana gelebilen maruzatlardır. İkinci makamdaki mertebe Nefes-i Levame mertebesidir, Abidler makamıdır. Kıyamet suresinin ikinci ayetinde: Kendini tanıyan nefse yemin ederim ki, muhakkak öldükten sonra dirileceksiniz. Nefsi Levame kendini tanıyan nefistir ve Zühdü Takva üzeredir. Yani doğru yola kendini adama ve hata yapma korkusuyla Tanrı’dan korkmadır.

3-) Perhizkar Olmak: Yani Nefsin isteklerine karşı çıkmak ve onu terbiye etmeye çalışmaktır. Mahrem olan şeylerden yani Nehyül Münkerden. (nefsin arzu ve isteklerine dayalı tüm isteklerden uzak durma halidir.)

4-) Sabırlı Olmak: Sabır emirleri yapmakta yasaklardan sakınmakta, başa gelen müsibetlere tahammül etme ve katlanmaktır. Ahkaf Suresinin 35. ayeti: “Artık Resullerin azim sahibi olanlarının sabrettiği gibi sabret. O inkarcılar için acele etme.” Yine Hadis-i Şerif’te: Her kim sabrederse, Allahü Teala o kimseye sabrın hakikatini ihsan eder. Sabrın başı acı lakin sonu tatlı olur. Sabır dinin yarısıdır. Sabr-ı Cemil başa gelen bela ve musibetten dolayı feryat etmeden, insanlara şikayette bulunmadan yapılan sabırdır.

Yusuf suresinin 16. ayetine mealen: “Yakup (A.A.) oğullarına dedi ki: Hayır, nefisleriniz siz aldatıp böyle bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen Sabr-ı Cemildir. Sizin bu yaptıklarınız üzerine sabrımla Allahü Teala’dan sabır isterim.”

Kanaat ise: Allah’tan kendisine verilene razı olmaktır. Az şeyle yetinmek, nafakada yani yeme, içme ve barınacak yerde zaruret (az) miktarına razı olup nefse dayalı şeylere fazla bağlanmadan daha çok istememektir. Allahü Teala buyuruyor ki; Ey kulum verdiğim rızka kanat eyle, insanların en ganisi (zengini-manevi) olursun, kimseye muhtaç kalmazsın.(Hadi-i Şerif Nihaye)

5-) Utanmak: Allahu Teala’nın razı olmadığı çirkin şeyler, yapmaktan kaçınca; başkalarının kötülemelerinden korkma ve sıkılmaktır, vehaye etmektir. Haya: hadis-i Şerfte buyurur ki; Haya imandadır. İmanı olan cennettedir. Fuhuş kötülüktür. Kötüler cehennemdedir. Hayasız insan, halk içinde çıplak oturan kimseye benzer. Allahü Teala’dan haya ediniz! Hakiki anlamda Allah’tan haya etmek, kötü düşüncelerden uzak durmak, helal lokma yemek ve ölümü hatırlamaktır. Hakka varmak isteyenler, dünyanın süsünden ve zinetinden uzaklaşır. Kul haya sahibi olduğu zaman, nefsinin arzu ve isteklerine meyletmek, sonra hayayı terk etmektir. Hayanın en kıymetlisi Allahü Tealadan utanıp yaramaz iş işlemektir.

6-) Cömert Olmak: Cömertlik iki türlüdür, maddi ve manevi. Maddi cömertlik İslam dininin emrettiği gibi parasını ve malını hayırlı işlerde kullanmak, kazancını içki, kumar, şehvet gibi nefsinin arzu ve isteklerine dayalı yollarda kullanmamaktır. Allah’ın emrettiği gibi yoksul yetim ve yardıma muhtaç, kişiler yararına sarf etmektir. Hz. Ali’nin (K.V) buyurduğu gibi, cömerdin yemeği şifadır, cimrinin yemeği ise hastalıktır. Allahü Tealanın cömertliğini bir düşünün ki yerküresinde yarattıklarının cümlesine nimetlerini hiçbir karşılık beklemeden sunmuştur. Kafir kullarını dahi rızklarını kesmeden verir. Manevi cömertlik ise; Alimler sınıfında olan bir kişi ilim cimriliği yapmadan onu layık olan kişilere sunmaktır. Yani bilgisini ehli olandan esirgememektir. İlim adamı yetiştirilmelidir ki o ilmi onu ölümsüzleştire aksi takdirde Allah’ın kendisine sunmuş olduğu hazineden hiçbir eser bırakmadan ve kimseyi yaralandırmadan toprağa gömmektir. Buna da ahmaklık derler. Nasıl ki bir altın madeniniz olunca hiç işlemden seyirci olursunuz ve ömrünüz nihayetine erince de geride evlatlarınıza bırakacak bir mirasınız olmayınca arkanızdan rahmet yerine cimriliğinizden dolayı lanet okurlar. Bu ilim cömertliği sanat dalında da geçerlidir.

7-) Tasavvuf İlmini Öğrenmek: Tasavvuf ahlak ve kalp ilmidir. Gönül yolu ile önce kendini, sonra kendi özünde Tanrı’yı bulmadır. Gönlünü kötü huylardan temizleyip, kalpten imanın vicdanileşmesini sağlamak kalpten imanın sağlamlaşması için nefs-i emareden doğan şüphe ve tembelliklere yer vermemek kaydıyla, sıkıntıları giderip ibadetinde kolaylık ve lezzetin hasıl olması için gafletten uzaklaşıp her an Hakk’la beraber olmaktır. Tasavvuf halidir, söz değildir, söz ile ele geçmez. Hal ile yaşanılır. Tasavvuf: Namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. Tasavvuf insanları incitmemektir ve alçak gönüllü olmaktır. Bunu elde eden o ilme vasıl olur. Tasavvuf ehlinin üç vasfı vardır. Birincisi toprak gibidir. İyiyi de kötüyü de bağrın da besler, ayırd etmez. İkincisi bulut gibidir, herkesi gölgeler. Üçüncüsü yağmur gibidir, sevilen kimseyi de sevilmeyen kimseyi de sular. O rahmet suyunu ayırım yapmadan herkese gönderir. İşte özet olarak tasavvuf ilmini öğrenmek budur azizim.

8-) Miskinlik: Miskin dünya nimetlerine sırt çevirmiş nefsini günlük kazancıyla az miktarda tattırarak terbiye, yani eğitime tabii tutan dervişlik makamıdır. Miskinlik iki türlüdür, imkansızlıklardan veya özgürlüklerinden dolayı yokluğa düşenler, bir de var iken varlık içinde yokluk çekenler varlığının imkansızlıklarından dolayı miskin (fakir) olanlara dağıtanlardır. Miskinlik alçakgönüllülüktür. Gururundan kaçınmak hırs, nefis, öfke, maskaralık ve tamahkarlık gibi kötü huyları terk etmektir. Yani miskinlik aynı zamanda saydığımız kötü huyların kendisinden zayıflatmış ve o ahlaksızlığın fakiri olmuş demektir. Miskinlik kendisine hiç varlık tanımama eyvallah kapısının kulu olmak, bu yolun kurallarını benimseyerek o anaya razı olmak, itaat etmek ve teslim olmaktır.

9-) Marifet Sahibi Olmak: İlim ve sanat sahibi olmaktır. Marifet sahibi olmak, gönül yoluyla en yüce düzeye ulaşma ve Tanrısal sırlara erme veresidir. Gönülle bilmek, yani Allah’ı gönüldeki ilhamla maşuk’a akış olup doğadaki varlıklarda onun tecelliyatını görmektir.

Marifet: Her durumda kulun, Allahu Tealanın verdiği nimetlere şükretmede aciz kaldığını, en kuvvetli zamanlarında bile ona şükretmekten aciz ve zayıf olduğunu bilmesiyle ele geçer. Marifetin hakikati Allahu Teala dan başka her şeyden ümidini kesmektir. İnsanın izzeti, imanı ve marifet iledir. Mal, rütbe ve mevki ile birlikte değildir. Zahiri anlamda ise madde ve teknoloji üzerine bir sanat sahibi olunmalı ki insanlığa faydalı olabilinsin. Marifet bilgileri keşf le (Açmak, gizli bir şeyi bulmak, ortaya çıkarmak, perdeyi kaldırıp gizli olanı görmek anlamındadır.) ve ilham ile hasıl ile hasıl olur hocadan öğrenilmez. Şeriat bilgileri ise üstattan öğrenmekle elde edilir. Eğer ki şeriat bilgileri ilham ile hasıl olsaydı Allahu Tealanın peygamber ve kitap göndermesinin lüzumu kalmazdı. Bu dünyada en kıymetli şey marifetullaha kavuşmaktır. Kalbinde hardal kadar dünya muhabbeti olan kimse marifetullaha kavuşamaz.

10-) Kendi Özünü Bilmek: Zira Hz. Resullulah’ın buyurduğu gibi nefsini bilen rabbini gerçek olarak bilir. Nefsin gerçek manası insanın kendisidir. İnsan-ı Kamil’i anlatmak güç bir manadır. Hz. Mevlana’nın buyurduğu gibi: “İnsanın hakikatını anlatsam sizde yanarsınız bende” can kafeste susuz kalmış bir bostana benzer, suyu verince yeşerir envayi türlü bitki biter. İşte marifetin muhabbeti su misalidir. İnsan yeniden hayat verir. Kendini bilmekteki maksat başkalarında kusur aramdan, sürekli kendisinin eksik ve yanlışlarını denetleyip, kendine dönme ve kendisini vicdan muhakemesinde yargılayarak arındırıp, kendisinde var olan Tanrısal gizlikleri keşfetmektir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !