Dört Kapı Kırk Makam - Şeriat

ŞERİAT KAPISI

1-) İman Etmek: Tevhidin altıncı maddesi velayettir. Velayet gerek nübüvvetin ve gerekse imametin gönderilenler itibariyle son bulacağına nübüvvetten imamete ulaşan dini hükümleri açıklama yetkinliğinin, imametten sonra velayete geçeceğine, velayetin imamet gibi sona ermeyeceğine, insanlık durdukça bu yetkinliğin devam edeceğine ve velilerin açıklamış olduğu Muhammet şer,at ve tarikat hükümleri tarikat hükümlerinin (Kur-an’a dayalı yorumlarının) hak olduğuna ve velilerin vesile edilmesi gerektiğine inanmaktır. Maide suresi 35. ayette açıklamıştır. Velayet din ve dünya işlerinde önderlik anlamındadır. Velayet hakkında Maide suresi 55. ayeti, Yunus suresi’nin 62. ayetleri kanıt olarak yeterlidir.

Tevhidin altıncı maddesi MEAD’dır:

Yani her insanın ölümünden sonrasına inanmasıdır. Öldükten sonra insanın dünyada yaptıklarından dolayı sorgulanacağına ve yapmış olduğu iyiliğin karşısında sevap, işlemiş olduğu kötülüğün karşısında mutlaka cezalanacağına inanmaktır.

KISSAS SURESİ 48.AYET

“Mealen kim bir iyilik getirirse ona daha iyisi verilir, kim bir kötülük getirirse o kötülükleri işleyenler yaptığı kötülükler kadar ceza görür.

ALİ İMRAN SURESİ 25. AYET

“Onarlı meydana geleceğinden şüphe olmayan bir gün (kıyamet) için topladığımızda halleri nice olur. Ogün bir nefis kazandığının karşılığını alacaktır zulüm görmeden.”

Mead ölümden sonraki durumu tanımlar.

2-) İlim Öğrenmek: Yani cehaletten kurtulmaktır. Çünkü cehaletin olduğu yerde vahşiyet ve bedeviyet olur nefsin ihtirasları ve taşkınlıkları önlenemez adalet hükmü ortadan kalkar, hakkın emri perde arkası kalır. Hani bir deyim vardır; “Hayvan yemini yer uyur, cahil yedikçe kudurur.” Çünkü insanlar her ne kadar insanı sıfata sahiplerse de eylemlerinde hayvani duygular yatar. “Ruhu hayvaniye” de cinayet, hırsızlık, fuhuş, zina livata, sadizm, gasp ve ahlaksızlık gibi birçok kötü duygular vardır. Bütün bunlar nefs-i emmarenin eseridir. Bu da eğitimsizlikten kaynaklanır. Yani nefs-i emmare eğitilmemiş nefistir. Sürekli kötülüğü emreder. Bu cehaletin ilacı ise ilimdir, eğitimdir ve iyi bir ahlak sahibi olmak için çaba sarf etmektir. İlim üç türlüdür.

1- İlmel yakın

2- Aynel yakın

3- Hakkel yakın

Yani kişi Allah’ı ilim ile tanır, iman ile görür, aşk ile Tanrı’da yok olur. Günümüzde bu eğitim görevlerini okullar, eğitimciler ve caydırıcı yasalar yüklenmiştir. Manevi inanç okullarında da müçtehitler (din bilginleri) ve mürşidi kamiller bu görevi yerine getirirler. Mürşidlerin görevi şu ayetle bildirmektedir.

MAİDE SURESİ 35. AYET

“Ey müminler Allah’tan sakının ana ulaşmaya vesile arayın, yolunda cihat edin ki kurtulasınız”

burada vesile olarak tanımladığı mürşidlerdir. Cihad ise cehaletten kurtulmak için nefsiyle savaşmasıdır. Bu ayetin üçüncü mesajı ise kurtuluşa ermek için ilim öğrenin. Yunus Emre’nin söylediği gibi “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen, bu nice okumaktır.”

İlimden maksat zahirden görüp öze doğru inmektir, iç manayı keşfetmektir.

3-) İbadet Etmek: Yani namaz, oruç, hac, zekat, cihad ve cenabetten temizlenmektir. Namaz; Tanrı’ya yakarmadır. Hem dileklerini bildirmek, hem de Allah’ın yüceliğini anarak onun ilahi gücünü tefekkür etmektir. Arapça’da salatınızı yapınız ifadesi dua etmeyi emreder, salatınızı kılınız ifadesi namaz kılmayı emreder. Fakat İslam Dininde ibadet namazla sınırlı değildir. Namaz bu ibadet şekillerinden biridir. Bunun yanı sıra zikir, tesbih, tehlil, hamd ve şükür gibi bir çok ibadet şekli emredilmiştir.

ARAF SURESİ 35. AYET

“Rabbinizi öz benliğinin içinde yalvarıp ürpererek, alçak bir sesle sabah akşam zikret sakın gafillerden olma.”

ARAF SURESİ 205. AYET (Tesbih ile ilgili)

“Rabbin katında olanlar, büyüklük taslayıp O’na kulluktan yüz çevirmezler; O’na tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.”

NAMAZ: Zahiri olarak belli zamanlarda ve belli biçimlerde Tanrı’ya yakarmadır. İbadetin amacı, Tanrı’ya yönelik olarak yapılan kulluğun Tanrı katında insana yansıması ve insanın olgunlaşmasıdır.

SALAT: Tanrı’yı içten anıp selamlama anlamına gelir.

BATIN: Her an Tanrı’yı gönlünde taşıma, bu yolla sürekli namazda olma. İnançta gönül hem Tanrı’nın evi hem de tanrısal olana ulaşma amacı olan gönül bilgisinin, sezgisel aklın birikmiş biçimidir. Yani Tanrı’yı kendi gönül evinde konuk etmek O’nunla söyleşmek, namaz anlamında asıl ibadet olarak algılanır. Namazdan maksat arınmaktır ve kötülüğü terk etmektir.

NAMAZ: Zaman, mekan ve vakite bağlı kalınmaksızın Tanrı’yı sürekli anmaktır. Peygamberimizin s.a.v. buyurduğu gibi namazdan maksat kötülüğü terk etmektir eğer kötülüğü terk etmediyseniz kılmış olduğunuz namaz sizi Allah’a götürmez. İbadet cennet arzusu ve cehennem korkusuyla olmamalı. O amaçla yapılan ibadet riyadır. Çünkü bu tür yapılan ibadet nefis ve arzulara dayalıdır. Oysaki gerçek ibadet Allah katında geçerli olan her türlü istekten vazgeçerek yalnızca ona yönelmektir.

Ozanlarımızdan Ziya Gökalp’ın belirttiği gibi:

Benim dinim ne ümmettir ne korku,

Allah’ıma sevdiğimden taparım

Ne cennetten ne cehennemden bir koku,

Almaksızın vazifemi yaparım.

Vaiz bana muhabbeti şerh eyle,

Ben anlamam melek nedir, şeytan ne

Erenlerin esrarından söz eyle,

Seven kim, sevilen kim, seven ne

3-a) Oruç Tutmak: ORUÇ: Kur-an’da, iki türlü bildirilmiştir. Farz ve vacip, farz olanlar bütün İslam alemine bildirilen oruç, vacip olanlarsa bir dileğin yerine gelmesi ve işlene suça tövbe etmek için tutulan adak oruçlarıdır. Örneğin Nisa Suresi’nin 93. ayetindeki oruç bunlardan birisidir. Orucun bir zahiri yönü bir de Batıni yönü vardır. Zahiri yönü Allah’a şükretmek ve nefis aç kalınca olur ki, yetim, çaresiz ve sağlığı kendisini geçindirmeye elverişli olmayan insanlarımızın sıkıntılarını anlayıp merhamet duyguları gelişir vicdan muhakemesine düşer de bu kardeşlerimize yardım elini uzatır. Gerçek müminin orucu ise senede 365 gündür. O kişi yaşamı boyunca halk için çalışır paylaşımcıdır. Komşusu aç iken o tok gezemez. İnsanlar sefalette iken o saltanatta olmaz. O gerçek mümindir ki sadece nefsini değil yani midesini değil, bütün uzuvlarını harama karşı bağlı tutar. Peygamberimiz (s.a.v.) buyurduğu gibi, oruçtan maksat kelimenin fuhuşundan arınmaktır. Yani her türlü kötülükten arınmaktır. Yine buyurur ki nice namaz kılan vardır ki sadece bedenine yorgunluk vermeden başka bir şey yapmamıştır. Nice oruç tutan vardır ki nefsini aç bırakmaktan başka bir şey yapmamıştır.

3-b) Hac’a Gitmek: Zahiri hac olarak her Müslüman ömründe bir kez o kutsal makamı ziyaret etmelidir. Batın-i hac ise yoksulları yetimleri doyurup giydirmek insanların gönlünü kazanmak ve gönüle girmektir. İnançta gönül Tanrı’nın evidir. Her emek verilerek yaşanılarak elde edilen gönül bilgisinin (sezgisel) aklın birikmiş biçimidir. Gönülde Tanrı konuktur bilgi ağırlayandır. Bilgiyle gönül evinde Tanrı’yı ağırlama ve onun hizmetinde bulunma hac olarak algılanır.

Hararet nardadır saçta değildir

Keramet baştadır taçda değildir

Her ne ararsan kendinde ara

Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değil.

Hacı Bektaşı Veli

3-c) Zekat Vermek: Zekat bir nevi sosyal yardımlaşmadır. Maddi imkanları yerinde olanlar, her sene kazancının %40’ını (kar payının) yoksullara, yetimlere ve hayır kurumlarına vererek bu görevini yerine getirmiş olurlar. Batıni olarak da: Tarikat yolunda tanrı katına ulaşmak için kendi varlığından vazgeçme. Kendi varlığından vazgeçerek kendini temizleme. Yani kendi varlığından vazgeçme, birey olarak dünyasal isteklerine sırt çevrime anlamını taşır. Amaçlanana ulaşabilmek için kimi doğal gereksinmelerini karşılamada perhizli olma, felsefede doğal olandan sapma değil, doğal olana karşı durmayı bir eğitim aracı olarak kullanmadır. Kendi bilgisinden diğer insanları yaralandırma, bu yolla kendini temizleme. Kendindekini bir başkasına katkıda bulunmadır

3-d) Cihat Etmek: Cihat’ın iki türlü manası vardır.

- Zahiri Cihat: Vatan topraklarını ve namusunu korumak için savaşmak ve elinden geldiğince aklıyla, diliyle hakkı batıldan ayırt etmek için doğruyu savunmaktır.

-Batıni Cihat: Kişinin nefsiyle mücadele etmesidir. Sonuçta insanda her türlü kötülüğü yapmaya yatkın bir duygu hali vardır. Yani zorba bir hükümdar gibi kötülüğü emreden bir nefis vardır ve buda nefs-i emaredir. Kur-an’ı Kerim nefs-i emare hakkında şöyle buyurmaktadır.

Yusuf suresi 53. ayet

“Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis gerçekten daima kötülüğü emreder. Ama Rabbimin esirgediği nefis müstesnadır. Çünkü Rabbim gafurdur rahimdir.”

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) bir kudsi hadisinde nefis hakkında şöyle buyurmaktadır; “Savaş eri Allah için nefsiyle savaşandır.” Bu bağlamda en büyük savaş insanın kendi nefsine karşı verdiği savaştır. Gaza yada cihat denilince insanın kendini terbiye etme aşamasıdır. Aksi takdirde Allah adına insanları öldürmek cihat değil katilliktir.

Nisa Suresi 93. ayet

“Bir insanı kasten öldürenin cezası, içinde ebedi olarak kalmak üzere cehenneme atılmaktır. Allah ona azap etmiş, lanet etmiş ve büyük bir azap hazırlamıştır.”

Ayetten de açık bir şekilde anlaşılıyor ki, kaza sonucu meydana gelen ölümlerin haricinde adam öldürmek, Allah’ın yasalarına ve ilahi emirlerine karşı gelmektir. Bu da Müslümanım diyenin yapamayacağı bir şeydir.

3-e) Cenabetten Temizlenmek: Cenabet zahiri olarak şeriat kurallarına göre yıkanmaktır. Yani gusul abdestini zorunlu kılan durum demektir. Örneğin kadının hayız ve nifas durumu, loğusalık (doğumdan sonraki temizlenme) çıkma durumu, insanın ölüye eliyle dokunması durumu, gusul almayı gerektirmiştir. Hacı Bektaşi Veli “Makalat”ında cünüplüğü şöyle tanımlıyor;

“Doğrusu bunu böyle bilin ki, kendini manevi kirlersen arındırmayan başkasını temizleyemez. Yani ahlaki değerlere sahip olmayan başkalarına ahlak dersi veremez. Ama şeriat kapısında elbisene ve tenine bir pis nesne deyse, su ile yıkanınca hem elbisen hem de bedenin temizlenir o zaman abdest alman reva olur, ne bedenin temizlenir, ne cenabetliğin gider, ne de abdestin reva olur! Zira yıkanan Allah’ın emirlerine uymuyorsa yıkanmakla temiz olmaz.”

Çünkü cünüplüğü gerektiren durumlar kabahattir, kabahatler düşkünlüğü meydana getirir. Birbirinin helali olan eşlerin birleşmesinden cünüplük meydan gelmez. Çünkü Nisa Suresi 43. ayetinde, veya kadınlara yaklaşmışsanız ifadesi yer almaktadır. Bu ayetlerde belirsizlik zamiri kullanılmıştır. Kadınlara denilerek kişinin kendi kadınının dışındaki kadınları, yani zinayı gerektiren durumlardaki kadınları kast etmektedir. Ayetteki emir açıktır. Kendi eşine yaklaşan kimseyi cünüplük gibi bir kabahat yüklenmemiştir veya kişi bekar ama kadınlara zinayı getiren durum meydana getirmişse kabahat işlediğinden dolayı cünüptür. O da su ile değil ancak tövbe ederek bir daha cünüplüğü gerektiren hallerde bulunmamak şartıyla tövbesi kabul olunur. Su ise beden temizliği içindir. Bu da Maide suresi 6. ayetinde ibadetin içerisinde hem kendisini, hem de toplumu rahatsız edici risklerden temizlenmesi emri Kur-an’dır.

Bakara Suresi 187. ayet

“oruçlu olduğunuz günlerin gecelerinde kadınlarınıza yaklaşmanız helal kılınmıştır.”

Bu ayette cünüplük kelimesi kesinlikle geçmez. Çükü kullanılan ifade (kadınlarınıza) oysaki Nisa Suresinin 43 ayetinde ise (kadınlara) cümlesi kullanılmıştır. Yani nikahlı eşiniz olmayan kadınlarla ilişkiye girdiğiniz zaman cünüplük meydana gelir. Çünkü Allah’ın men ettiği bir eylemdir. Tarikatın cünüplüğü dört kapının hizmetini bırakıp Allah’ın emirlerini terk etmektir.

4-) Helal Kazanmak: Yani meşru olmayan kazançları haram saymak ve onlardan kaçınmaktır. Çoluk çocuğuna haram lokma yedirmemektir. Kendisine ait olmayan hiçbir nesneye el uzatmamaktır. Yetim hakkı yememektir, üzerinde herhangi bir kul hakkı olmamalıdır. Helal kazancını haram yollarla sarf etmemelidir. Örneğin içki alemleri, kumar ve nefsini tatmin etmek için şehvet yolunda harcamamalıdır.

5-) Nikahlanmak: Her genç kızın ve erkeğin zamanı gelince evlenmek ve evlilik görevlerini yerine getirmektir. Evlenen çiftler evlilik gününde ölümüne kadar asla birbirlerine ihanet etmemeleri gerek aksi taktirde düşkün sayılırlar. Meyveleri olan çocukları da haram sayılırlar. Aile yani anne ve baba çocuklarına karşı olan görevlerini yerine getirip, onları topluma ve devletine faydalı kılıp iyi bir eğitim ve güzel ahlak ile yetiştirdikten sonra ailevi görevini tamamlamış olur.

6-) Hayız (kadın adet hali) ve Loğusalık (kadının doğum sonrası hali) cinsi münasebeti haram bilmek:

Bakara Suresi 22. ayet

“Hayız zamanda kadınlardan el çekin temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın.”

Yani resmi nikahlı olmadan, herhangi bir kadınla ya da erkekle dost hayatı yaşamak haramdır. Mutlaka nikahlı evlilik olmalıdır. Eşler evlilikleri boyunca birbirlerine sadık kalmalı, zinayı gerektirecek durumlarda bulunmamalıdır. Aksi halde büyük günah, yani günahı kebair-i işlemiş olurlar. Çünkü en büyük günah şehvet günahıdır.

7-) Sünnet-i Cemaat Olmak: Yani zahiri olarak Hz. Peygamber’in emirlerine, örfüne, davranış, söz ve yaşayış biçimine uyma ve uygulamadır. Toplumun koyduğu kurallara uymadır. Yani beşeri kuralları olan; anayasadaki iş kanunları eğitim kanunları, sağlık kuralları vs. uyma ve uygulamadır.

Batıni manası ise; yol töreleri konusunda bilgisiz olmama. Hz. Peygamber ve Hz. Peygamber’den sonra Hz. Ali ve soyundan gelen imamların seyitlerin söz, davranış uygulama güzel ahlakı yaşama biçimlerini örnek alma ve onaylarını kabullenmedir. Pir’e Mürşid’e itaat etme, Pir ve Mürşid müritlerine kurtuluş yolunu ve tanrısal sırların çözümünü gösteren, dervişleri yöneten ve yönlendiren, üstün aşamalı tarikat ulusudur. Bu nedenle sözü yasa niteliği taşır. Talip bu söze uymakla Sünnet-i Cemaat olma şansını yakalar.

8-) Şefkatli (Merhametli) Olmak: Zahiri manası; insanlara karşı sevecen ve yumuşak davranılmalı. Yaradılmış bulunan tüm varlıklara karşı sorumlu olmalı.

Batıni anlamı; tüm yaradılmışlara karşı sevecen olunmalı ve onları Tanrı’nın emaneti olarak kabul edip korunmalı. Çünkü kamil insan yeryüzünde Tanrı’nın halifesidir ve menzili ise turablıktır. Toprak nasıl ki büyük bir tevazu ile doğadaki canlıları iyisiyle ve kötüsüyle bağrında besleyip yaşamalarını sağlıyorsa, insanoğlu da yeryüzünde Tanrı’nın halifesi olarak bütün varlıklardan sorumludur ve barışçı olmalıdır.

Rad Suresi 25. ayet

“Allah verdikleri sözü, onu antlaşma haline getirdikten sonra bozanlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkanlar, işte lanet ve yurdun kötüsü (cehennem) onlaradır.”

Hz. Resul (s.a.v.) buyurduğu şefkat imandadır.

Öte yandan tevhid anlayışının bir sonucu olarak doğadaki her şey Tanrı’nın bir görünümüdür. Bu nedenle kamil insan, kendi dışındaki her şeyi korumak ve kollamak göreviyle yükümlüdür.

9-) Temiz Giyinmek: Temiz bulunmak, temiz giyinmek ve temiz ortamda yaşamaktır. Ayrıca temiz yemeklerden yemektir.

Kur-an’ı Kerim’in İkinci Suresi 172. ayeti

“İman sahipleri size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin ve eğer kendisine kulluk ediyorsanız Allah’a şükredin.”

Yani ayetteki ifade Allah’ın haram saydığı yiyecekleri yemem hususundadır. Meşru olmayan yoldan elde dilen haram kazançlardan uzak durmak ve haram lokma yememektir. Sorumlu olduğu kişilere yedirmemektir.

10-) Emir-i Bilma’ruf ve Nehyi’anil Münker (iyiliği emredip yaramaz işlerden sakınmak): İlahi emirlere uymaktır. Yani emredilen işleri yapmak, yasaklanan işlerden kaçmaktır. Bu hayrı bildirecek müracaat kapısı Peygamberlik makamı, ondan sonra imamiyet makamı olarak Ehl-i Beyt makamı ve velayet makamıdır. Bu makamların hepsi de Kur-an’a müracaat eder oradaki mesajlarla insanlara Tanrı’nın buyruklarını aktarırlar. İnsanları kötülükten men ederler.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !