Dört Kapı Kırk Makam - Tarikat

 

TARİKAT KAPISI

Tarikat, yol demektir.

Bir pirin, mürşit’in Hakk’a ulaşmak için, İslam dinini yorumlayarak oluşturduğu, kendine özgü kuralları, ilkeleri ve törenleri bulunan inanç yolu, gönül yolu, manevi yol.

Kur-an Maide Suresi ayet 35:

“Ey inanlar! Allah’ın gazabından sakının. Ona ulaşmak için vesileye (mürşit’e) bağlanın ve O’nun yolun da gayret sarf edin ki kurtulasınız.”

Tarikat Ehli: Derviş.

Tarikat Makamı: Tarikat yolcusunun tarikat yolunda geçmek durumunda olduğu manevi aşamalardan her biri.

Tarikat Piri: Mürşit’tir.

Tarikat Yolcusu: Tarikat yoluyla Hakk’a ulaşmaya çalışan can.

Tarikat Yolu: Tanrı’ya ulaşmayı sağlayan gönül yolu. Manevi yol.

Tarikat-ı Aliye: Allah’a ulaşan yol. (sıratal müstakim)

Tarikat-ı Naci(Naciye): doğru yolu bulmuş kurtulmuş can.

Ansiklopedi: Hz. Muhammed’in Hakk’a yürümesinden sonra halifelik sorununa bağlı olarak tarikatlar çıktı. Sünni tarikatlar şeriat kurallarına yeni bir yorum getirdi. Tapınma biçimlerine, dinsel görevlere özel bir düzen vermekten öteye geçemedi.

Hz. İmam Ali’nin tasavvufi yorumundan yola çıkarak, Ehlibeyt ve 12 İmam sevgisiyle besleyerek gelen tarikatlar İslam dinine yeni yorumlar getirdi. Bunun adına da Batınilik denildi. Bu temel altında Alevilik de yayılıp genişledi ve güçlendi.

“Kur-an’da ki ayetlerin gizli anlamları (örnek: ELİF-LAM-MİM) olduğu ve bunların yorumlarını da ancak temiz, pak, masum İmamların çözebileceği Batınilik temeli üzerinde VAHDET-İ VÜCUT ve ruh göçü felsefesiyle bütünleşti.

Süreç içinde; katı, cansız, aşksız, yaratıcılıktan uzak bir İslami Ortodoksluk sergileyen Sünni tarikatlar karşısında, hoşgörü temeline dayalı, zengin, canlı, yaratıcılı ve üretken bir dervişlik anlayışını geliştirerek, tüm yaratılmışı kucaklayan bir İslami dünya görüşü çıkardı.”

En büyük makamda; “İnsan-ı Kamil” olma makamıydı. Yani “Hak’la Hak” olabilme.

Kaynağını nereden aldı; KUR-AN’dan

Tarikat ilminin kaynağı Hz. Muhammed (s.a.v.) öğreticisi ise Hz. Ali (k.v.)

“Ene ilmün medinetü ve Aliyyün babüha”

Türkçesi: Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır.

Hadis

Tarikat on makamdır.

1-) Tövbe Etmek: Bakara Suresi Ayet 58: “Sizde deriz şu şehre girin orada dilediğiniz kadar lokma yiyin. Kapısından girerken secde edin ve tövbe edin. Bizde sizin günahlarınızı bağışlayalım.”

Her talip pir ve mürşit huzurunda yani Hakk’ın divanında, bir daha günah işlememek kaydıyla tövbe etmeli ve tövbesinde sadık kalmalıdır.

Tahrim Suresi Ayet 8: “Ey inananlar yaptığınız suçlardan bir daha yapmamak kaydıyla tövbe ediniz.”

Ben namaz kıldım günahlarım affoldu. Hayır tövbe etmek bir defaya mahsustur.

Geçmişteki günahlarında “kul hakkı” varsa onları ödemelidir. Gönül kırdıysa, özür dileyici olup, kırdığı gönlü onarmak lazımdır. Ağlattıklarını güldürmek zarar verdilerinin Zaralarını karşılamak koşuluyla tövbesi kabul olur. Mürşitlik “Vesile” olarak maide suresi 35 ayetle bildirilmiştir. Mürşit; dört kapı, kırk makamdan geçmiş ham ervahlıktan sıyrılıp olgun duruma gelmiş insan demektir. Hak’la hak olmaktır. Allah halifesi olmanın gerekleriyle, ahlakıyla donanmış, Hak’tan halka inen, bir birey toplum hizmetlisidir.

2-) İkrar Vermek: Talip olan bir kişi evvela bir Mürşit huzurunda yola ikrar vermelidir ki; sıdk-ı kalp ile Allah’a teslim olsun.

Ahzab Suresi Ayet 56: “Allah ve onun melekleri Peygamberi överler. Ey indirilene iman edenler; sizde onu övün ve kurtuluşa ermek için tam teslim olun.”

Peygamber vekiline veya Peygambere teslimiyet Allah’a teslimiyettir.

Hucurat Suresi Ayet 14: “Ey Muhammed! Onlar iman ettik dediler. De ki; siz iman etmediniz ama biz Müslüman olduk deyin. İman henüz kalplerine yerleşmemiştir.

Kalbin Allah’a iman etmesi için Muhammed – Ali’nin yoluna ikrarlı olması gerekmektedir.

Fetih Suresi Ayet 10: “Ey Muhammed! Sana biat için el uzatanlar, Allah’a el uzatmış sayılırlar. Allah’ın kuvvet ve yardım eli onların elleri üstündedir. Kim ikrarından dönerse zararı kendi nefsinedir. Kim ikrarında daim olursa ona da mükafat verilecektir.”

Şeriat kapısında biat esası yoktur. Yalnız tanıklık ve inanmışlık yani “kelime-i şehadet” getirmek esası vardır. Teslimiyet ve biat yani ikrar vermek Aleviliğe mahsus (tasavvufi) bir inançtır.

İkrarı bozanlar hakkındaki ayetlere gelince;

Bakara Suresi Ayet 27: Onlar ki Allah’a verdileri ahdi (ikrarı) onunla anlaşıp bağlandıktan sonra bozar. Allah’ın birleştirilmesi emrettiği şeyi keser ve bozgun çıkarır. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.

Talip: İsteyici demektir. Yani mürşitten Tanrısal bilginin gizliliklerini öğrenir ve o bilgilerle nefsini terbiyeye tabi tutarak olgunlaşır. Hakk’a vasıl olur (ulaşır). Gerçek talip mürşidin buyruklarına uyan kişidir. Talip şer kabul edilen yanlış söz söyleyebilir. Kaygısıyla mürşit karşısında sessiz kalmalıdır. Alevilikte dilin afetleri olarak algılanan kötü sözlerden kaçınma olayıdır.

Alevilikte yola girmede zorlama yoktur. Bu nedenle; “Gelme Gelme, Dönme Dönme, Gelenin Malı, Dönenin Canı Gider.” Derler.

Yani: yola girip ikrar verdikten sonra dönüş yoktur. Onun için iyice düşün. Çünkü ikrardan dönenler hakkında;

Maide Suresi Ayet 13: Sonra sözlerini (ikrarını) bozdukları için onlara lanet ettik ve kalplerini katılaştırdık.”

Bu ayete bianen ikrar veren talibin iyi düşünmesi gerekir ki Allah’ın lanetine maruz kalmasın. Hakk’ın yoluna girmek diriliktir. Ölümsüzlüktür. Yoldan çıkmakta ölümlüktür. Yol candır can cesetten çıkarsa ceset ölür.

3-) Temiz Olmak: Tarikatın üçüncü makamı temizliktir. Talip tarikatın kurallarına göre temizlenmelidir. Bu temizlik maddi ve manevi kirlerden arınmaktır. Yani yola girip ikrar veren talip meydana gelir, pirinin huzuruna varır, rehber tarafından maddi kirlerden arınması için üzerinde herhangi bir kul hakkı var ise hak sahipleri tespit edilip, ceme davet edilir ve hak sahibi hakkını talep eder.

Rehber sorar; Ey talip! Döktüğün varsa doldur, yani zarara uğrattığın varsa zararını öde. Ağlattığını güldür. Yani dilinle halinle gönlünü incitip kırdıysan o gönlü onar. Özrünü dile. Çünkü gönül Hakk’ın kabesidir. Allah’a karşı isyanda bulunduysan, buyruklarını yerine getirmediysen, tövbe etki bu kirlerden arınasın. Doğru gez. Dost gönlünü incitme, yalan söyleme, haram lokma yeme, elinle koymadığın şeyi alma, gözünle görmediğin şeyi söyleme, zina yapma, edep erkan üzere otur, emanete hıyanetlik etme, ölçü ve tartılara hile yapma, iftira etme, yalancı şahitlik yapma, Allah’ın yarattıklarında kusur arama, kimsenin aleyhinde dedikodu etme, memleketine ve halkına hainlik etme, doğru çalış v.s.

İşte talip bunların cümlesine tövbe ederek maddi ve manevi kirlerden arınmış olur. Eğer talip bu kurallara riayet etmeyip tövbesini bozarsa onun tarikat abdesti bozulmuş olur ve o talip yol düşkünüdür. Müminin abdesti tövbesidir. Su beden temizliği içindir.

Neden düşkün olanlar ibadete giremez? Çünkü tövbesini bozmuştur. Tarikata her türlü kirlerden arınanlar girer.

Müzemmil Suresi Ayet 20: “Ey Muhammed! Senin gecenin üçte ikisi kadarını bazen de gecenin yarısını bazen de gecenin üçte birini seninle beraber pak bir topluluk ile birlikte ibadetle geçiriniz.”

Ayet ibadetin pak ve arınmış bir toplumla yapılmasını emrediyor. İşte tarikatın üçüncü makamı hem maddi hem de manevi kirlerden arınmayı, hem de bedenen temizlenmeyi emretmektir.

4-) Nefsi Terbiye Etmek: Kişi kendinde varolan Tanrısal sırları keşfedebilmesi için nefsini eğitime tabi tutmalı ve terbiye etmelidir. Aksi taktirde Tanrısal sırlara ermesi mümkün değildir.

“Men Arefe Nefsehu Fekat Arefe Rabbehu”

(Nefsini bilmeyen Rabbini bilmez)

Yani; kendini tanıyan, yaradılış nedenini ve kaynağının nereden geldiğini keşfeden Tanrı’nın güç, kudret ve azametini sezinleyebilir. Kişi yaradılış gayesinin ne olduğundan haberdar değilse Kur-an’ın deyimiyle;

“Burada Kör Olan, Ahirette de Kördür.”

Cenab-ı Allah en büyük hazineyi yani “Aklı” insana verdi. O hazineyi hiç kullanmadan sahibine teslim etmek akıl karı değildir. İnsanlar yalnız işkembesi için yaşamamalıdır. Çünkü insan nesli dünyaya sırf yemek ve içmek için gönderilmedi. Görevlerini ifa etsin diye yaratıldı. Kişi nefsini ve şehvet duygularından kurtulamıyorsa,

Araf Suresi Ayet 165: “Onlar kendilerine verilen öğütleri unutunca, yapmakta oldukları kötülükten ötürü şiddetli bir azap ile cezalandırdık.”

Araf Suresi Ayet 166: “Böylece onlar kibirlerinden dolayı kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara hor ve zelil maymunlar olun dedik.”

Yani; Nefsin şehvet ve arzusundan arınmayanlar hayvan suretine dönüştürülüp cezalandırıldığı bildiriliyor. Şimdi ey talip! Zararın neresinden dönülürse kardır. O ölüm öyle bir şeydir ki, gelirken ne seslenir ne de haber verir.

5-) Hizmet Etmek: Talip olan kişiler mürşidine ve yol kardeşlerine sorumlu olduğu eş dost ve akrabalarına hizmet etmektir.

“Halka hizmet Hakk’a hizmettir.” Bu yolda makam mevkii ve rütbe üstünlüğü yoktur. Herkes bir “can”dır ve eşittir. Bu yola giren kişi; birey ve toplum hizmetlisi olmak durumundadır. Kendi istek ve arzularından vazgeçip nefsinin isteklerine sırt çevirip insanlığa hizmet için bir eser bırakır ölümsüzleşir.

Arifler makamında buna “Fena Fiilah” (kendi varlığından vazgeçip yok olup Tanrı varlığında sonsuzlaşmaktır. Tanrı’da yok olmaktır.) makamı denir.

“Hizmet Olmadan Himmet Olmaz”

Bu yolda herkes birbirine bağlıdır ve cümlesinin başı da yola bağlıdır. Yolda Allah’a bağlıdır. Bu yolun adı da “Sıratel Müstakimdir” (dosdoğru yol).

6-) Takva: Takva kulun Allah’a karşı işleyebileceği suçlardan korkmaktır. Nefsin kendisine yaptırmış olduğu her kötü eylemin karşısında Tanrı’nın kendisini gözetlediği ve gördüğünü hissedip kötü eylemlerden vazgeçmektir. Yapmış olduğu kötülüklerin bir gün bedelini ödeyeceğini bilip korkmaktır.

Çünkü Allah’ın insana vermiş olduğu rahmanı ruh insanın bedeninde var olduğu müddetçe insanın her türlü fiil ve eylemlerinden haberdardır.

Zariyet Suresi Ayet 50: “Ey Muhammed! De ki; O halde hem küfrü bırakıp Allah’a koşun şüphesiz ben sizi onun azabıyla korkutan açık bir peygamberim.”

Ayette kişi küfürden nefsin şehvetinden ve haksızlıktan korkmasıdır. Tanrı’nın bir yansıması olarak algılanan doğaya ve insanlara kötülük, en büyük kötülüklerden sayıp korkmaktır.

7-) Ümit Etmek: İnsan hiçbir zaman Allah’tan ümidini kesmemelidir. Gitmek istediği hedefe mutlak suretle ulaşacağına ümit etmelidir.

Zümer Suresi ayet 53: “Ey Muhammed! De ki; Ey kendi nefsine uyup, haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin Allah bütün günahları bağışlar…”

Sıratel Mustakim (dosdoğru yol) üzere olan her can kutsal gerçeğe bir gün kavuşacağı ümidini hiçbir zaman yitirmemelidir. Kişi yeter ki kalbinde şüpheye yer vermesin.

Yüce yaradana sıdk-ı kalp ile sığınsın. Çünkü O yüce Allah bütün dileklerinin mercii makamıdır. Buyurur ki;

Bakara Suresi Ayet 186: “Kullarım beni senden sorarlarsa, de ki; ben size pek yakınım. Her zaman niyaza varıp, dize gelip dua edenin isteğine koşarım ben. Benim davetime böyle koşsun kullarım. Doğru yola gitsinler ki selamete ersinler.

Öyleyse diz üstü oturup dua edip, Allah’tan ümidi kesmemektir.

8-) Hırkadır, Zembildir, Makastır, Seccadedir. İbret Alma ve Hidayete Ermek: Hırka alma: Tanrısal niteliklere bürünme ve kutsallık kazanmadır. İmam Cafer-i Sadık buyuruyor ki, hırkanın imanı kapalılıktır (örtücülüktür). İslam’ı temizlik, dini tanışıklıktır. Kıblesi mürşiddir. Sözü Allah’ı anmaktır. Sırrı şevktir. Canı ibadettir. Gusülü; dünya uğraşında temizliktir. Yakası razılıktır. Eteği dervişliktir. İçi nur dışı nur görmektir. Farzı söylemektir. (hakikati ve doğruyu) Sünneti makastır ki kötülüklerini kesip atması için, marifeti; sıdktır (sadakat ve bağlılık) yüzü pir içi mürebbidir. İmam Cafer-i Sadık yol ehli canların üç sünneti yerine getirmeleri zorunlu görür.

1. Sünnet: Allah’ın varlığına tanıklık etmektir. Tanrı adını dillerin sevgisini gönüllerden düşürmemeleri gerekir.

2. Sünnet Nübüvettir. Yani peygamberlik makamına iman etmektir. Hz. Muhammed’i örnek alıp onun gibi yaşamaktır.

3. Sünnet Velayettir. Hz. Ali’nin makamıdır. Anlamı; peygamberliğin son buluşunda sonra müracaat kapısı imamet ve velayettir. Çünkü Hz. İmam Ali hem imamdır, hem de velidir.

Yola giren her talip gönül rızasıyla o makama biat edip teslim olması lazımdır. Biat (ikrar) nübüvvetlik döneminde peygambere verildi. Nübüvvetin son bulmasından sonra biat velayet makamına yapılır. Çünkü velayet makamı sonsuzdur.

Seccade: Her zaman her yerde Allah’ın tecellilerinin huzurunda olduğunu bilmektir. Yeryüzünde her şey bir ilahı varlığın görümüdür. Alevilikte seccade pi postudur. Muhammed Ali makamıdır. Post kutsaldır. İnançta postun başı “teslim olmaktır”. Ayağı hizmet etmektir. Sağı el tutmak yani el ele el Hakk’a dır. Yani ikrar vermektir. Solu nefsi kırmaktır. Nefsine cihat edip O’na galip gelmektir. Çünkü nefsine bilen Rabbini bilir. Dışı sebat etmek yani sabırlı olmak, kişi sabırla o makama ulaşır. İçin; temkin, yola giren talibin bu yolda inançlı ve kararlı olmasıdır. Ortası muhabbettir. Mihrabı cemal cemale gelmektir. Yüz yüze halka namazı.

Bakara Suresi Ayet 115: Doğuda Batıda Allah’ındır. Ne yana dönerseniz dönün Allah’ın yüzünü görürsünüz.”

Doğusu sevinçtir. Yer küresinde dünyaya gelmek, sevmek ve sevilmektir. Batısı bilimdir. İnsanın olgunluk çağında bilime ve sanata yönelmesidir.

Koşulu: “Erenler önünde baş eğmektir.” Benliği yıkıp Hakk’a secde etmektir. Hak kapısı mürşitlik makamıdır. Mürşidin huzurunda yapılan secde Hakk’a yapılmıştır.

İblis Hakk’ın ademde mevcut olduğunu bilmediği için secde etmedi ve Allah tarafından lanete tabi tutuldu.

Canı tekbirdir. Yani candan geçmektir. Hakk yolunda şeriat yok olma, yani halka hizmet etmek ve yaramaz işlerden beri olmaktır.

Tarikatı: Acımdadır. Şevkat ve merhametli olmaktır.

Marifeti: Rızadır. Pirinden rızasız iş işlememektir. Rızasız lokma yememektir. Yaptığı her güzel işini Allah rızasını ve yakınlığını kazanmak için yapmaktır.

Hakikatı: Kavuşmaktır. Yaradana ulaşmaktır. Onunla sonsuzluğa, ölümsüzlüğe ulaşmaktır.

Zenbil alma. İrfan arayıcısı olmaktır. İrfan bilme anlama anlamına geliyor. Alevilikte ise evrenin sırlarını bilmek ve kavramaktır.

İbret Alma: Her şeyde Tanrı’nın bir hikmeti olduğunun anlamıdır. Yaratılmış her türlü mahluktan, bitkilerden gök cisimlerinden ibret alınmalıdır ki; O’nun kudret ve azametinin nelere kadir olduğunu keşfedip hidayete ermektir.

Hidayete Erme: Hakk yoluna girme, tarikat kurallarını benimsemedir. Hakk’a yönelen her can, manevi yükselmeyle insanı Allah’a ulaştıran yol olarak tarikatı benimser ve Hakk’ın sırlarına mahzar olunca hidayete ermiş olur.

9-) Muhabbet Etmek: Muhabbet üç türlüdür.

1. Cahillerin Sohbeti; Zan ve Kıyastır.

2. Bilginlerin Sohbeti; İlim ve Teknolojidir.

3. Ariflerin Sohbeti; Evrendeki Tanrısal sırların keşfidir.

İnsana yakışmayan her türlü yaramaz işlerden uzak durup arınmadır.

Muhabbet makamının yanı sıra sevgi makamı da muhabbette mevcuttur. Sevgi; kulu Allah’a götüren bir ilham kaynağıdır. Sevgi sadece insanlara mahsus bir olaydır. Allah’ın yarattığı varlıkları sevmeyen Allah’a ulaşamaz. İnsan yeryüzünde Tanrı’nın halifesidir. Yaratılan bütün varlıkları sevmek, korumak zorundayız.

Yunus: Yaratılmışı hoş gördük, Yaradandan ötürü.

10-) Aşka Ermek / Şevke Ermek / Özünü Fakir Görmek:

Aşka Erme: Allah’ın varlığını içten gelen bir eğilimle sevme, sevilende kendini yok etme, sevilenle bir olma. Seven yok, yalnız sevileni var etmedir.

Tarikata giren bir can, aynı zamanda bir aşktır. “Seyrü-Sülük” yani aşk ve cezbe, aşk ile kemale erme. Yüksek aşkla Allah’a ulaşma. Evrensel insan aşkıdır bu. İnsanı kamil olma yoludur. İnsanı gören ve seven, Allah’ı hatırlar.

Sofra = Şölendir. Meydan = Törendir.

Tasavvufi okuldur bu. Aşkla Tanrı’sal varlığın gizliliklerine bağlanarak, kendini Tanrı’da, Tanrı’yı kendinde görme aşamasına yükselmiş yetkin kişi demektir.

Bu nedenle Tanrısal özde ölmezliğin sırrına ulaşılması durumunda belirten sevenle sevilenin birliğini anlatmak için “Aşukla – Maşuk” özdeyişi kullanılır.

Şevk Makamı: Candır. Can cana kavuşursa, Allah’a ulaşırsa, sevinmek, oynamak, zevkle, şevkle hareket etmek şaşılacak şey değildir. O hareket yaradanın dostluğu içindir helaldir. Çünkü ilahi nasiptir. Yani Allah’ın sevgisinden ve Tanrısal tecellilerden kaynaklanan coşkuyu duymadır.

Özünü Fakir Görme: Allah uğruna dünya varlığından vazgeçme, dünyanın geçici isteklerine aldanmama kendisine verilen nimetlerden bütün varlıkların yararlanmasını sağlamaktır.

Hz. Peygamber: “Muhtaçlık benim medari iftiharımdır. Kıyamet gününde ben onunla öleceğim.” Bir talip her şeyi ola ama hiçbir şey benim demeye, çünkü cümlesi Allah’a mahsustur. Kul oldan yararlanma mükellefiyetine sahiptir.

Yunus: “Mal sahibi, Mülk sahibi, Hani bunun ilk sahibi.”

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !