Rehberlik

 

Yol gösteren, kılavuzluk edendir. Yolun kurallarını, edep ve erkânını öğreten odur, mürşidin yardımcısı konumundadır. Musahiplik Ceminde ikrar verecek olan musahiplerin, hazırlanması ve ceme taşınması görevini yapar.

 

Mürşide varmaya talip olursan

İptida insanda Rehber isterler

Verdiğin ikrara doğru gelirsen

Aht ile peymanda Rehber İsterler

 

Mürşidin nazarın müşkülün seçer

Kamil olan Rehber Sıratı geçer

Can kuşu kafeste akıbet uçar

Tenden uçan candan Rehber isterler

 

Mürşidin var ise olursun insan

Mürşidin yok ise kalırsın hayvan

Arasat gününde kurulur mizan

Açılan mizandan Rehber isterler

 

Teslim Abdal söyler bu hikayeti

Nefsini bilmektir gücün gayeti

Yirmi dokuz uruf yedi ayeti

Bilmeye insandan Rehber isterler

(Teslim Abdal)

SONUÇ OLARAK;

 

Gerek buyruk ve gerekse yolun kurallarında inanç önderliğinin tarifi yapılırken, özellikle altı çizilen hususların başında genel olarak;

 

A) Dede, Eline – Diline – Beline (EDEB) sahip, yüksek ahlaklı olmalıdır. İnanç önderliğinin ölçüsü; bilgiden önce, yüksek ahlaktır. Yüce Peygamberimizin yüceliği, ahlak binasının son tuğlası olmasıdır. Ahlaksızın dini de, imanı da olmaz. Ahlaksız okumuş da olsa hükmü yoktur.

 

B) Dede, halk tarafından sevilmelidir. O sevgiyle Alevilik bu günlere taşındı. Kişi, bu vasıfları haiz olmazsa, evlad-ı resul olsa da, pirliği caiz değildir.

 

C) Dede, derin bilgiye ve o bilginin tekâmül etmiş haline sahip olacaktır. O, yolu büyük bir olgunlukla, sevgiyle ve örnek kişiliğiyle taşıyacaktır. Ledün ilmin (Tanrısal ilimler) den haberli olacak ve mükemmel bir olgunlukla bunları uygulayacaktır.

 

D) Dört kapının ilminden haberli olacak ve o ilmi yaşayacaktır.

Talibi irşat edebilmelidir.  Çünkü Dedelik irşat makamıdır. Yani öğretmenliktir.

Dede nedir? Zahiri cevabı; Baba’nın baba’sıdır. Yani, torunlarının dedesidir. Bir Dede’ nin nasıl ailenin namusunu, iffetini, şerefini, geçimini koruma ve kollama görevi varsa ve o aileyi de canı pahasına koruyorsa; yolumuz içinde de DEDE aynı değerlere sahiptir. Onun için bütün talipler Dedenin evlatlarıdırlar. Bu yol, bu masumiyet ve paklıkla bu günlere kadar en şerefli şekilde taşınmıştır. Bir Dede, evladı olarak saydığı taliplerini, bu şekilde koruyacak ve sahiplenecektir. Dedenin talibiyle evlenmesi, evladıyla evlenmesi gibi eşdeğerde sayılmış ve reddedilmiştir. Dede o ailenin parçasıdır.  Bunun içindir ki; Dede, talibinin evine gitmiş günlerce evinde kalabilmiş, problemlerini çözmüş, aileyi denetlemiş, barışını sağlayabilmiştir. Lokmasının helal mi, haram mı olduğunu, geçimini namusuyla sağlayabiliyor mu, komşularıyla sorunları varmı? Kısaca tüm yaşama dair sorunları sorgular ve çözer. Bu yüzdendir ki, yüzyıllardır Aleviler, Osmanlı kadısının önüne sorunlarını götürmemiş, kendi içinde halledebilmiştir. Çünkü yola girebilmenin ön koşulu “rızalık kapısı”ndan geçmektedir. Yol; “Razı etmiş ve edilmiş olarak sevgiyle dön Rabbine!” ayetinin tecelli etmiş olması gerekir. Ve bu da yol’un olmazsa olmazıdır. Rızasız lokma yenilmez ve cem’e girilmez, toplum içine çıkılmaz.

 

Bu denetimi nasıl sağlayacaktır? Ocaklar vasıtasıyla denetlenecektir. Her ocağın dedeleri de, talipleri de bellidir. Ocak talipleri dedelerini bilmektedirler. Kentlerde ki asıl sorunda budur. Ocak denetimi kalmayınca sorunlar da başlamış oldu. Asıl sorun, ocak dedeleri taliplerini arayıp bulmalı ve görevini de icra etmelidir.

 

Şunu da sormak lazım:

-Her dedenin çocuğu Dede (pir) midir?

-Dedelik kurallarını, ahlakını, irfâniyetini taşıyorsa Dede’dir. (Buyruk’tan örnekler verdik) On iki imamlarında birçok evlatları vardı ama bir tanesi imam olabilmiştir.

 

Hz. Nuh’un eşi ve çocuğu kendisine inanmadıkları için helak olmuşlardır. Demek ki, peygamber evladı olmak bile kurtuluşa ermek için yetmiyor. Doğmakla birlikte asıl olan o değerleri taşımak önemlidir.

Dede suç işlerse ne olacaktır?

O da yargılanacaktır.

Çünkü dede dahi sürekli gözetim altındadır. Suç işleme keyfiyeti yoktur. Gerek ailesi ve gerekse kendisi, temsil ettiği topluma yâr (kurallara uyma) olacaktır.

İnanç önderlerinin tarifini bu şekilde yaptıktan sonra, şimdi soralım; dede kimlere önderlik yapacaktır?

-Yola talip olanlara.

-Öyleyse taliplik nedir ve nasıl talip olunur?

TALİP;

Talip: Talep eden, isteyen, istekli, arayan, alan, alıcı anlamındadır. Gerçek manalardan haberdar olmak isteyene “talip” denir. Diğer bir deyimle yolu sürdüğünden (seyr-ü sulük) etmek “yol erkanı veya kuralı” da denir.

 

Anadan doğana “bel oğlu” mürşidin yolunu sürene de “yol oğlu” denir. Bu istek sonsuz mertebede ise ona da “ÂŞIK” denir.

 

Bir talibin yola gidebilmesi için, bir “yol göstericiye” ihtiyacı vardır. Yol gösterici kimdir? Yolu bilendir. Yani mürşittir. Talip; Allah’ı, Allahtan isteyendir. Olgunlaşması, pişmesi için bir ocakta yanması gerekir. Nasıl demire şekil vermek için, ısınması gerekiyorsa ve ısındıktan sonra dövülüp istenilen şekil verilebiliyorsa, talip de, mürşidinin rızasından çıkmamalı ve o ocakta pişip, irşat olmalıdır. İnsan iki kez doğar; Anadan ve mürşitten…

 

Talip, bir mürşitten etek tutacak ve ona teslim olacaktır.

 

Özünden geçmeyince

El-etek tutmayınca

Birliğe yetmeyince

Sen derviş olamazsın

 

( Hatayi )

 

Talip ile mürşit; biri alıcı diğeri vericidir. Yani, bir radyo ne kadar güçlü olursa olsun verici bozuksa görevini yapamaz. Bir verici ne kadar güçlü olursa olsun, radyo bozuksa vericinin güçlü olması bir şey ifade etmez. Demek ki; hem alıcı ve hem de verici güçlü olmalıdır. Talip ile mürşit et ile tırnak gibidir. Talip; aynı zamanda mürşidin manevi evladıdır, çünkü kendisine ikrar verip bağlanmıştır.

 

Muhammed-Ali’ye talibim diyen

Evvel farzdır, mürşidini, bulmalı.

 

( Niyazi )

 

Ustasız bir meslek öğrenilmediği gibi, mürşitsiz aşk eri de olmaz. İslam dininin mürşidi Hz. Peygamberdir. Şimdiki mürşitler ise, onun evlatlarıdır. Yani; “Evlad-ı Resul” dür. Dolayısıyla talibin el uzatıp ikrar verdiği kişi, Peygamber postunda oturan Resulün evladı olmalıdır. O elde Hakk’adır.

İbadetlerimizde Mir’açlama okuruz. (Peygamberimizin mir’aca yolculuğunu anlatır.) Mir’açlama da bir talibin yolunu sürebilmesi için ilk koşul şöyle anlatılır:

 

“Geldi çağırdı Cebrail

Hak  Muhammed Mustafa’ya.

Hak seni mir’aca okur

Davete kadir Hüda’ya..

Evvel emanet budur ki..

Piri, Rehberi tutasın…

Kadim erkâna yatasın.

Tariki müstakime..”

 

Mir’aç nedir?  Hakka yolculuktur. Madde âleminden mana âlemine geçiştir. Diğer bir deyimle de yol’a giriştir.

Yol’a (Tariki müstakim: Dosdoğru yol) gidebilmenin koşulu pir rehber tutmaktır. Yani ikrar gerekiyor. Yol rehbersiz yürünmez.  Hak – Muhammed – Ali yoluna talip olmak için de ikrar gerekiyor.

O ikrar kime verilecek?

Yolun pirine…

Dört kapı kırk makam da tarikat kapısına girebilmenin ön koşulu; ikrardır. Artık; “eline, diline, beline, aşına, işine” sahip olacaktır. Yüksek ahlaklı insan olarak sorumluluklarının bilincinde yaşayacaktır. Çünkü yol’un şartı budur.

 

Hz. İmam Ali: “Müslüman; Müslümanların elinden, dilinden selâmette oldukları kişidir. Müslümanların, elinden, dilinden selâmette oldukları kişi Müslüman dır. Mü’min ise; insanların, kendisinden canlarını, mallarını emin gördükleri adamdır.” (Hz. Ali, Nehc-‘ül Belaga, Hazırlayan: A. Gölpınarlı, Der Yay. S.200)

Eline, diline, beline sahip insan, güvenli, emin, aht’ına vefalı insandır.  Yol’un koşulu budur..Yol’da da yaşam sorgulanıyor. Yol, insan olmanın sorumluluğunu istiyor. Onun için, yol; demirden leblebi ateşten gömlektir….

Aşık; giyebilirsen gel beri, diyor…..

 

Mürşidim Muhammed, rehberim Ali

Onlardan öğrendim erkânı yolu

Kalbim iman ile doludur dolu

Muhammed Ali den özge yârim yok.

 

(Ağrı Bozlu Sırrı (19.yy.)

 

Mürşit, gönül bilgisini öğretir, ün okuludur. Beşeri ilmin tahsilini yapabilirsin ama irfaniyetin okulu yoktur. O da hizmetle, özü yar etmekle bulunacaktır.

 

 

Havayı heveste mecazi aşkta

Bu dünya gözüme Leyla göründü

Tarikat pirine ikrar vereli

Erenler cümleden ala göründü

 

(Şah Hatayi)

Mürşid “arı”dır, verdiği irfan ise “bal”dır. Aynanın aynalığı ışık karşısında olmakla olur. Karanlıkta olursa ne tecelli gösterir ne de kendi görünür. Gönül aynasını güneş gibi bir mürşide karşı tut ki, hem kendini hem de çevreyi göresin. Böylece geleceği aydınlatabilesin.

Yol’un pirleri şöyle derdi:

Bülbül âşıktır güle

Gül naz eder bülbüle.

Bülbül; irşat edecek mürşidin dilidir yani kelamı (sohbet) dır.  Katmer katmer açmış gül olmazsa bülbül ötmez. O gül de kulaktır. İnsan kulağı da katmer katmer açmış güle benzer. Dinleyen kulak, anlayan akıl, anlayan gönül olmazsa bülbül ötmüyor. O zaman irşat eden, yani mürşit de talibine, yani isteyene, kendisine zevkle yaklaşana muhtaçtır. Alıcı -verici misali. Sadece biri öbürünü aramıyor, karşılıklı olarak birbirlerini arıyorlar.

Buradaki naz nedir? Naz; insan sevdiğine yani sevgiliye yapar. Buradaki naz ise anlamanın derinlikleridir. Yani, naz ve niyazdır. Bundan maksatta insanlaşmadır. (Metin Bobaroğlu, Dinle Ney’den Tasavvuf Sohbetleri 1)

Hz. İmam Ali: “İyice bilin ki, iyi gören göz, hayrı gören, işlerin düzenlenmesine bakan gözdür. İyice bilin ki en iyi işiten, en iyi duyan kulak, öğüdü işiten, onu duyup kabul eden kulaktır.

Ey insanlar, ışığınızı, öğüt veren, öğüt tutan kişinin ışığından yakın; suyu bulanık olmayan arı- duru kaynaktan alın.”

(Hz. Ali, Nehc-‘ül Belaga, Hazırlayan: A. Gölpınarlı, Der Yay. S.227)

Ali’nin sırrına ereyim dersen

Bir mürşid-i kâmil bul da andan gel.

( Şah Hatayi )

Kişi, olgun bir mürşide ulaşmadıkça, yol alması imkânsızdır. Kur’an’da; “O’na götürecek vesileyi arayınız.” (Maide, 35) Yani, beni bulmuş kullarım var, bana varmak diliyorsanız onları isteyiniz. Onlar gerçeğe varmanıza vesile olurlar,  (Muhiddin-i Arabi, Lübb-ül-lübb S.12)   deniliyor.

 

 

“Esrarname” (Sır Mektupları) adlı bir el yazmasında talip üç gruba ayrılır;

 

1.      Aşk meşrep talip (Yönü Aşka Olan Talip): Gerçeği aramada ve istemede yüz bin kahır ve bela ulaşsa da yolundan dönmeyendir. Cefası arttıkça zevki ve sefası da artacaktır. Dostun cefası mı olur ki? O, yoluna âşıktır. Aşkta korkusuzdur ve özü de sevgidir. Varsın sevgilinin yolunda cefa çeksin; o ona sefa olacaktır. Yunus Emre de Pirinin kapısında 40 yıl odun çeker. O kapıda pişer, erer, gönül insanı olur.

 

Derdimin dermanı sensin, ey yüce Sultan medet

Canımın cananı sensin ey yüce Sultan medet.

 

(Yunus Emre)

 

2.      Muhip meşrep talip (Yönü Sevgi Olan Talip): Bilgilidir, cevr-ü cefaya dayanması az ise de Hakk’ın muhabbetini terk etmeyendir. Teslimiyeti ilim boyutudur. Allah’a “ilmen yakın”dır. Pişip, yanmıştır.

 

Bir Pir-i azizin pek tut eteğin

Belki sana Hak’tan bir haber verir

Himmet talep eyle sarf et emeğin

Sana bir bergüzar, bir eser verir

 

Irk-ı Tahir isen eriş murada

Terk eyle benliği düşme inada

Kurtar öz canını kalma belada

Dü alemde sana çok keder verir

Genci vasl-i yâre layık olursan

Şaha bir can ile aşık olursan

Eşiğin bekleyip sadık olursan

Cümle maksudunu Pir Haydar verir

(Genç Abdal)

 

3.      Mukallid Meşrep Talip (Taklit Eden Talip): Âşıkları zevk ve şevk içinde görüp, yolu kolay aşılır sanarak heves edenlerdir. Bu hevesleriyle, dünya zevklerinden geri kaldıklarını görünce cayanlardır. İkrarları dil üzerinedir. Teslimiyet boyutu yoktur. Tekrar bir aşık görünce, yeniden hevese kapılırlar. Gönül yoluna düşen talip, can ve baş kaygısından geçmelidir ki uyarıcıya bağlanabilsin. Bu gibi taliplerin ikrar boyutunu dörtlüklerden dinleyelim:

 

Benden selam söyle o güzel Şaha

Kurduğu yollara gitmiyor talip

Herkes kendisine bir yol sürüyor

Mürşit buyruğunu tutmuyor talip

 

İçeri giriben ikrar Hak diyor

Dışarı çıkıben ikrar yok diyor

Senden gayrı bana mürşit çok diyor

Verdiği ikrardan dönüyor talip

 

Yolun uğrar ise söylerim sözün

Varsın doğru yola gitmesin talip

Sen mürşitlik hakkın ifa edersen

Günahı boynuna tutmasın talip

 

Pir Sultan Abdal’ım ben bir biçare

Boynunu da eğip durmuyor dara

Gönüle de düştü bir sınık yara

İnliye inliye geliyor talip

(Pir Sultan)

 

Yüce kitabımız Kur’an, Şura Suresinin 23. ayetinde “Size bildirdiklerimden karşılık istemiyorum. Ancak Hakk yolunu tutmanızı istiyorum” diye buyurur. Kişi, Hakk yolunu nasıl tutacaktır? Eski yazmalardaki kayıt şöyledir; “Talibin sırtında yokluk hırkası, gönlünde ilahi sevgi, fikrinde rıza ve teslimiyet, başında devlet tacı, kaşında kudret kalemi, gözünde Velayet nuru, kulağında gülbeng-i Muhammedi, burnunda cennet kokusu, dilinde inandığına şehadet, göğsünde Kur’ani hikmet, dizinde hizmet, ayağında erkân, ardında ecel, önünde nasip vardır.”

 

İşte kısaca bir talibin tarifi budur.

 

Hakk divanına dizildik

Pir defterine yazıldık

Bal olduk, şerbet ezildik

Arıya saydılar bizi.

 

(Pir Sultan Abdal)

Bir gün balık gibi ağa sararlar

Mürşitten, rehberden haber sorarlar

Tütsü yakıp köşe köşe ararlar

Ben arıyım dersin, balın var mıdır?

 

(Şah Hatayi)

 

Aleviliğin serçeşmesi ve mürşidi Hacı Bektaş Veli, Makalât’ın da şöyle buyurur; “Akıl başta, utanma yüzde, bilgi gözde makam tutmuşlardır. Öfke başta, tamah yüzde, hased gözde yer etmek istemişlerdir. Bu yerler tutuludur, “denilmiştir.

 

Öfke; “Ben gelince akıl gider.”

Tamah; “Ben gelince utanma gider,” diye cevap vermişlerdir.

 

Kaygusuz Abdal, Delil-i Büdela’sında şöyle der; “Evvela kendini toprak etmeli, o toprağa marifet tohumu ekmeli, tevhid (birlik) suyu vermeli, gerçek orağı ile biçmeli, rıza (hoşnutluk) harmanında dövmeli, şevk yeli ile savurmalı, muhabbet (sevgi, dostluk) ölçeği ile ölçmeli, takva (yasaklardan sakınma) değirmeninde öğütmeli, edeple yoğurmalı, sabır fırının da pişirmelidir.”

 

Talip’in tarifini böyle yaptıktan sonra, asıl can alıcı soruyu sormak lazım; “Bir insanın yola girmesi ve talip olması için Alevi ana - babadan mı doğması gerekir? Talipliğin olmazsa olmazı bu mudur?”

 

Asıl soru da budur. Hele bu soru günümüzde daha da anlamlıdır. Alevi olan bir insan, Sünni veya başka inançlara geçebiliyor da, yetmiş iki milleti kucaklama sevdasıyla yola çıkmı

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !